Irak işgali dönemlerinde ABD ve Avrupa'nın, topyekûn Batı ittifakının planı şuydu: Ortadoğu'nun, yani bizim coğrafyanın, tamamında “güçlü devletleri zayıflatmak, büyük haritaları parçalamak.” Etnik veya mezhep eksenli bölünmelerle bu coğrafyayı 21. yüzyılda daha da etkisizleştirmek ve kontrol altında tutmak. Bu strateji, Irak'ın kuzeyinde fiili bir Kürt devleti, Suriye'de ise iç savaşla parçalanmış bir yapı ortaya çıkardı. Ancak son yıllarda bölgesel dinamikler tersine dönmeye başladı: Ülkeler birleşiyor, sınırlar yeniden çiziliyor ve ittifaklar değişiyor. Peki, Batı'nın o meşhur kanton devletler, şehir devletleri planları nerede kaldı? Hani o haritalar? İşte bu sorular, Türkiye'nin tezini güçlendiriyor.
Batı'nın Parçalama Planları ve Gerçekleşenler
2003 Irak işgali sonrasında ABD yönetimi, Ortadoğu'yu etnik ve mezhepsel olarak bölerek daha kolay yönetilebilir küçük devletçiklere ayırmayı hedeflemişti. Bu plan, "Büyük Ortadoğu Projesi" olarak da bilinen bir dizi politika belgesinde kendini gösterdi. Irak'ta Sünni-Şii-Kürt ayrımı derinleştirildi; Suriye'de Esad rejimine karşı başlatılan iç savaş, ülkeyi fiilen üç parçaya böldü: rejim kontrolündeki bölgeler, muhalifler ve PKK/YPG'nin işgal ettiği kuzeydoğu. Lübnan, zaten mezhepsel bir mozaikti ve istikrarsızlık sürüyor. Yemen'de ise Suudi Arabistan ve İran destekli gruplar arasındaki savaş, ülkeyi harabeye çevirdi.
Ancak beklenenin aksine, bu parçalanma bazı yerlerde tersine döndü. Irak, 2017'de DEAŞ'ı yenmek için merkezi hükümet ve Kürt bölgesel yönetimi iş birliği yaptı. Suriye'de ise 2020'de Soçi mutabakatı ile ateşkes sağlandı ve Türkiye'nin desteklediği muhalifler İdlib'de tutundu. Bölge ülkeleri, Batı'nın dayattığı bölünmüşlük yerine kendi aralarında ittifaklar kurmaya başladı: Türkiye, Rusya ve İran arasındaki Astana süreci, Katar ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşma, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki İbrahim Anlaşmaları... Bu gelişmeler, Batı'nın planlarının artık işlemediiğini gösteriyor.
Yemen'den Sonra Keşmir mi?
Yemen'de yıllardır süren iç savaş, bölgesel bir vekâlet savaşına dönüştü. İran destekli Husiler, Suudi Arabistan ve BAE liderliğindeki koalisyona karşı direniyor. Bu savaş, aynı zamanda küresel enerji yollarını tehdit ediyor. Şimdi gözler Keşmir'e çevrildi. Hindistan ve Pakistan arasında 2019'dan bu yana artan gerilim, 2025'te yeniden alevlendi. Keşmir, nükleer iki ülke arasında bir kırılma noktası. Acaba Batı, Yemen'den sonra Keşmir'de de bir parçalanma mı hedefliyor? Hindistan'ın bölgedeki kontrolünü zayıflatmak, Pakistan'ı istikrarsızlaştırmak ve Çin'in Kuşak-Yol projesini sekteye uğratmak isteyen güçler var. Bu senaryo, Türkiye'nin tezini doğruluyor: Batı, Müslüman coğrafyaları parçalamaya devam ediyor.
Türkiye, Keşmir konusunda Hindistan'ı değil, Pakistan'ı destekliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM kürsüsünde Keşmir sorununu defalarca dile getirdi. Türkiye'nin tutumu, bölgede adaletin sağlanması ve halkların kendi kaderini tayin hakkı temelinde. Ancak bu tutum, Hindistan ile ilişkileri geriyor. Yine de Türkiye, Batı'nın oyununa gelmeyerek, bölgesel barış için aktif diplomasi yürütüyor.
İsrail'in Ege ve Kıbrıs'taki Komploları
İsrail, son yıllarda Ege ve Kıbrıs'ta enerji kaynakları üzerinden yeni ittifaklar kuruyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasındaki Doğu Akdeniz Gaz Forumu, Türkiye'yi dışlamayı amaçlıyor. İsrail, ayrıca PKK/YPG'ye destek vererek Türkiye'yi zayıflatmaya çalışıyor. 2024'te İsrail'in Kıbrıs'ta askeri üs kurma girişimleri, Türkiye'nin tepkisini çekti. Acaba İsrail, Ege'de ve Kıbrıs'ta bir komplo dener mi? Türkiye'nin jeopolitik konumu, böyle bir girişimi zorlaştırıyor. Ancak İsrail'in Mossad aracılığıyla yürüttüğü gizli operasyonlar, suikastlar ve istihbarat faaliyetleri, bölgede gerginliği artırıyor.
İşte o zaman okyanuslar taşar! Türkiye, Doğu Akdeniz'de haklarını korumak için sondaj gemileri gönderdi, Libya ile deniz yetki alanı anlaşması imzaladı. Bu adımlar, Batı'nın planlarını bozdu. Türkiye, Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmaya devam ediyor. İsrail'in provokasyonlarına karşı uyanık olunması gerekiyor.
Türkiye'nin Tezi: Bölgesel İş Birliği ve Adalet
Türkiye'nin tezi, bölgede güçlü devletlerin korunması, sınırların değişmemesi ve halkların refahının artırılması üzerine kurulu. Batı'nın aksine Türkiye, etnik ve mezhepsel bölünmeleri değil, bir arada yaşamayı savunuyor. Bu tez, son yıllarda bölge ülkeleri tarafından da benimsenmeye başlandı. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de istikrarın sağlanması için Türkiye aktif rol oynuyor. Türkiye'nin tezi, aynı zamanda İslam İşbirliği Teşkilatı ve D-8 gibi platformlarda dile getiriliyor.
Batı'nın kanton devletler, şehir devletleri planları rafa kalktı. Çünkü bölge halkları, bu oyunu gördü. Türkiye'nin liderliğinde yeni bir dönem başlıyor: egemenlik, bağımsızlık ve kardeşlik. Okyanuslar taşsa da Türkiye, rotasını çizdi. Yemen'den Keşmir'e, Ege'den Kıbrıs'a kadar geniş bir coğrafyada barış ve istikrar için mücadele ediyor. Bu mücadelede Türkiye yalnız değil; dost ve kardeş ülkeler yanında.
Sonuç olarak, Batı'nın parçalama planları iflas etti. Bölge ülkeleri, Türkiye'nin tezi etrafında birleşiyor. Ancak tehditler bitmiş değil. İsrail'in provokasyonları, Keşmir'deki gerilim ve Yemen'deki insani kriz, dikkatle izlenmeli. Türkiye, güçlü diplomasisi ve askeri caydırıcılığı ile bu tehditlere karşı hazır. Tarih, haklıdan yana. Türkiye'nin tezi, adil ve sürdürülebilir bir düzenin anahtarı.