Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 2 Eylül 2026’da Kahire’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es Sisi ile bir araya gelerek Ortadoğu için kapsamlı bir “yeni güvenlik mimarisi” önerisini sundu. Görüşmede, bölgesel güvenliğin kolektif ve ekonomik işbirliğiyle sağlanması gerektiği vurgulandı. Bu öneri, ABD’nin on yıllardır sürdürdüğü güvenlik yaklaşımından yedi temel noktada ayrışıyor.
1. Diplomatik Angajman ve Taraflar
ABD, Ortadoğu’da genellikle İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle stratejik ortaklıklara dayanırken, Çin son yıllarda İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi rakip aktörlerle eşzamanlı diyalog kuruyor. Mart 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecinde Pekin’in arabuluculuk rolü, bu farklı yaklaşımın somut örneği oldu. Şi’nin Kahire çıkışı da bölgedeki tüm taraflara açık bir diyalog mesajı içeriyor.
2. Güvenlik Anlayışı: Askeri mi, Ekonomik mi?
ABD’nin bölgedeki güvenlik anlayışı, askeri üsler, silah satışları ve güvenlik anlaşmaları üzerine kurulu. Çin ise güvenliği ekonomik kalkınma ve altyapı yatırımlarıyla ilişkilendiriyor. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında limanlar, demiryolları ve enerji projeleriyle bölge ülkelerine ekonomik bağımlılık yaratmayı hedefliyor. Bu, güvenliğin sürdürülebilir kalkınmadan geçtiği tezine dayanıyor.
3. Askeri Varlık ve Müdahale
ABD’nin Ortadoğu’da on binlerce askeri, onlarca üssü ve deniz kuvvetleri bulunuyor. Çin’in bölgede yalnızca Cibuti’de bir deniz üssü var; başka kalıcı askeri varlığı yok. Bu nedenle Çin, askeri müdahale yerine diplomatik ve ekonomik araçları önceliyor. Şi’nin önerisi, “güvenlik mimarisinin” askeri ittifaklar yerine karşılıklı saygı ve egemenliğe dayanması gerektiğini savunuyor.
4. İsrail-Filistin Meselesi
ABD, İsrail’in güvenliğini temel taahhüt olarak görürken, Çin daha dengeli bir pozisyon izliyor. Filistin devletini destekleyen açıklamalar yapıyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Ancak Çin, Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlamıyor; bu da ABD’den önemli bir ayrışma noktası. Kahire görüşmesinde Şi, Filistin meselesinin adil çözümünün bölgesel istikrarın anahtarı olduğunu belirtti.
5. İran’a Yaklaşım
ABD, İran’ı yaptırımlarla baskı altında tutmaya ve nükleer programını sınırlamaya çalışırken, Çin İran ile kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı ve enerji alımlarını sürdürüyor. Çin, İran’ı bölgesel güvenlik mimarisinin bir parçası olarak görüyor; dışlanmasını değil, entegrasyonunu savunuyor.
6. Ekonomik Model ve Yatırım
ABD’nin bölgedeki ekonomik etkisi genellikle serbest ticaret anlaşmaları, IMF programları ve özel sektör yatırımlarıyla şekillenirken, Çin devlet destekli büyük altyapı projelerine odaklanıyor. Çin, bölge ülkelerine borç vererek uzun vadeli ekonomik bağımlılık oluşturuyor. Bu model, ABD’nin piyasa odaklı yaklaşımından belirgin şekilde farklı.
7. Uluslararası Hukuk ve Egemenlik Vurgusu
Çin, sık sık “egemenlik ve toprak bütünlüğü” ilkelerine vurgu yaparak iç işlere karışmama politikasını öne çıkarıyor. ABD ise insan hakları, demokrasi ve rejim değişikliği gibi konularda müdahaleci bir çizgi izleyebiliyor. Şi’nin Kahire’deki konuşmasında, “Ortadoğu’nun kaderi Ortadoğu halkları tarafından belirlenmeli” ifadesi bu yaklaşımın özeti niteliğinde.
Bölgesel Dengeler ve Gelecek
Çin’in önerisi, ABD’nin bölgedeki geleneksel hegemonyasına doğrudan bir meydan okuma olarak yorumlanıyor. Ancak Çin’in askeri kapasitesi ve bölgesel güvenlik taahhütleri ABD’ninkinden çok sınırlı. Bu nedenle yeni güvenlik mimarisi, kısa vadede askeri değil ekonomik ve diplomatik bir çerçeve olarak şekilleniyor. Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler hem ABD hem Çin ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. Şi’nin Kahire ziyareti, bu dengenin nasıl evrileceğine dair önemli bir işaret. Bölge ülkeleri için asıl soru, hangi güvenlik modelinin daha fazla istikrar ve refah getireceği.