Dünya okyanusları, küresel ısınma ve El Niño etkisiyle yüzey sıcaklığında 21,1 dereceye ulaşarak insanlık tarihinin en sıcak dönemini yaşıyor. Bu rekor, yalnızca deniz ekosistemlerini değil, Türkiye'nin kıyı şehirlerini de doğrudan etkileyecek bir iklim krizinin habercisi olarak değerlendiriliyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, okyanuslardaki bu görülmemiş ısınmanın arkasındaki mekanizmaları ve Türkiye'nin özellikle İstanbul, İzmir, Mersin ve Antalya gibi kıyı kentlerini bekleyen tehlikeleri anlattı.
Rekor Sıcaklıklar ve Küresel Etkiler
Son verilere göre, okyanus yüzey sıcaklığı ortalama 21,1 santigrat dereceye ulaşarak şubat ayında kırılan önceki rekoru geride bıraktı. Bu artışın temel nedenleri arasında atmosferdeki sera gazı emisyonlarının yol açtığı küresel ısınma ve Pasifik Okyanusu'nda görülen El Niño iklim olayının güçlenmesi gösteriliyor. Bilim insanları, bu iki faktörün birleşiminin deniz suyu sıcaklıklarını hızla yükselttiğini ve bu durumun dünya genelinde aşırı hava olaylarına, deniz seviyesi yükselmesine ve ekosistem bozulmalarına yol açtığını vurguluyor.
Prof. Dr. Salihoğlu, okyanusların dünya üzerindeki ısının büyük bir kısmını emdiğini hatırlatarak, “Okyanuslar gezegenimizin iklim düzenleyicisidir. Ancak bu kadar hızlı ısınmaları, deniz ekosistemleri üzerinde yıkıcı etkiler yaratabilir” dedi. Sıcaklık artışı; mercan resiflerinin ağarmasına, balık popülasyonlarının göç etmesine ve deniz canlılarının yaşam alanlarının daralmasına neden oluyor. Ayrıca buzulların erimesiyle deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insan için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Türkiye Denizlerini ve Kıyı Şehirlerini Neler Bekliyor?
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak bu küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarında deniz suyu sıcaklıklarının ortalamaların çok üzerine çıkabileceğini belirtiyor. Bu durum, deniz ekosistemlerinin yanı sıra kıyı şehirlerinde yaşayan insanları da yakından ilgilendiriyor. Prof. Dr. Salihoğlu, “Türkiye'de İstanbul, İzmir, Mersin ve Antalya gibi büyük şehirlerimiz, deniz seviyesindeki yükselme ve aşırı hava olaylarından en fazla etkilenecek bölgeler arasında” şeklinde konuştu.
Deniz suyu sıcaklıklarının artması, aynı zamanda denizel ekosistemdeki türlerin değişmesine de yol açıyor. Örneğin, Akdeniz'de tropikal balık türlerinin sayısı artarken, yerli türler azalıyor. Bu durum, balıkçılık sektörünü ve kıyıdaki turizm faaliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, sıcak hava dalgaları ve deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi, şiddetli fırtınalara ve kıyı erozyonuna zemin hazırlıyor. İstanbul ve İzmir gibi metropollerde altyapı sistemlerinin bu yeni iklim koşullarına uyum sağlaması gerekiyor.
Risk Altındaki Şehirler ve Alınması Gereken Önlemler
Uzmanlar, risk altındaki şehirlerin başında İstanbul'un geldiğini vurguluyor. Boğaz çevresindeki yerleşimler ve yoğun nüfus, deniz seviyesindeki yükselmelere karşı kırılganlığı artırıyor. İzmir'de ise körfez ve kıyı şeridi, hem sıcaklık artışı hem de deniz seviyesi yükselmesi nedeniyle tehdit altında. Mersin ve Antalya gibi turizm kentlerinde ise deniz suyu sıcaklıklarının artması, turizm sezonunu uzatabilir ancak aynı zamanda deniz ekosistemlerine zarar verebilir.
Prof. Dr. Salihoğlu, Türkiye'nin bu risklere karşı hazırlıklı olması gerektiğini belirterek, şu önerilerde bulundu: "Kıyı yönetimi planları güncellenmeli, deniz seviyesi yükselmesine karşı setler ve doğal bariyerler oluşturulmalı. Ayrıca, denizel ekosistemlerin izlenmesi ve korunması için ulusal bir strateji geliştirilmeli. Balıkçılıkta sürdürülebilir uygulamalar teşvik edilmeli." Salihoğlu, ayrıca sera gazı emisyonlarının azaltılmasının uzun vadede en önemli çözüm olduğunu, ancak kısa vadede adaptasyon önlemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Küresel Bir Kriz ve Acil Eylem Çağrısı
Okyanus sıcaklıklarındaki rekor artış, yalnızca Türkiye'yi değil, tüm dünyayı ilgilendiren bir durum. Bilim insanları, bu gidişatın devam etmesi halinde deniz seviyesinin bu yüzyılın sonuna kadar 1 metreye kadar yükselebileceğini tahmin ediyor. Bu da dünya genelinde milyonlarca insanın yerinden olmasına, kıyı ekosistemlerinin yok olmasına ve ekonomik kayıplara yol açacak. Uluslararası toplumun, Paris İklim Anlaşması hedeflerine bağlı kalarak emisyonları azaltması ve iklim değişikliğiyle mücadelede daha kararlı adımlar atması gerekiyor.
Prof. Dr. Salihoğlu, son olarak şu değerlendirmede bulundu: "Bu rekor sıcaklıklar, iklim değişikliğinin artık bir gelecek senaryosu olmadığını, bugün yaşadığımız gerçek olduğunu gösteriyor. Hem küresel ölçekte hem de ülke olarak acil eylem planları yapmalıyız. Aksi takdirde, denizlerimiz ve kıyılarımız geri dönüşü olmayan bir noktaya sürüklenecek."