İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının üzerinden üç yıl geçti. Aksa Tufanı olarak bilinen 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki savaş, yalnızca Orta Doğu'da değil, küresel ölçekte siyasi ve ahlaki dengeleri sarstı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarması ve Güney Afrika'nın soykırım suçlamasıyla açtığı dava, İsrail'in onlarca yıldır sorgusuz sualsiz korunan dokunulmazlığının sona erdiğini gösteriyor. Bu gelişmeler, Batı'nın insan hakları söylemindeki çifte standardı da gözler önüne serdi.
UCM'nin Tutuklama Emri ve Batı'nın İkilemi
UCM, 2024 yılında Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkardı. Bu karar, İsrail'in en yakın müttefiki olan ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde rahatsızlık yarattı. Ancak UCM'nin kararı, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği açısından bir dönüm noktası oldu. Batılı ülkeler, yıllarca insan hakları ve demokrasi vurgusu yaparken, İsrail söz konusu olduğunda sessiz kalmaları eleştirildi. Bu ikilem, küresel kamuoyunda Batı'nın ahlaki otoritesini sarstı.
Gazze'de İnsani Felaket ve Soykırım İddiaları
Gazze'de 2023 Ekim'inden bu yana süren saldırılarda on binlerce sivil hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler raporları, altyapının çöktüğünü, sağlık sisteminin felç olduğunu ve kitlesel açlığın kapıda olduğunu ortaya koydu. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, delillerin ciddiyetini gözler önüne serdi. UAD, Ocak 2024'te verdiği ihtiyati tedbir kararında, İsrail'in soykırım suçunu işleme riskinin bulunduğunu kabul etti. Bu karar, İsrail'in uluslararası alanda yalnızlaşmasının hukuki zeminini oluşturdu.
Ahlaki Hiyerarşilerin Çöküşü
Aksa Tufanı sonrası dünya, yalnızca askeri ve siyasi bir çatışmaya değil, aynı zamanda ahlaki bir hesaplaşmaya tanık oldu. Kimin insan haklarından söz edebileceği, kimin acısının görünür olduğu ve kimin suçunun cezasız kaldığına dair yerleşik kabuller sarsıldı. Filistinlilerin yaşadığı insani dram, sosyal medya ve küresel protestolar aracılığıyla dünya kamuoyunun gündemine taşındı. Batı medyasında Filistinlilerin ölümlerinin 'sayı' olarak sunulması, Ukraynalı mültecilere gösterilen empatiyle kıyaslandığında çifte standart tartışmalarını alevlendirdi.
Nobel Barış Ödülü ve Gazze'nin Gölgesi
2024 Nobel Barış Ödülü, Japonya'daki atom bombası mağdurlarının organizasyonu Nihon Hidankyo'ya verildi. Ancak ödülün açıklandığı günlerde Gazze'de devam eden katliam, törenin gölgesinde kaldı. Nobel komitesi, ödülü nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya vizyonuna adayan bir gruba vererek, aslında dolaylı olarak Gazze'deki şiddete de dikkat çekmiş oldu. Zira dünyanın en prestijli barış ödülü, Gazze'de yaşananların gölgesinde anlam kazanırken, İsrail'in dokunulmazlığının sona erdiği bir dönemde barışın ne anlama geldiği sorgulandı.
İsrail İç Siyaseti ve Uluslararası Baskılar
İsrail iç siyasetinde de çalkantılar sürüyor. Netanyahu hükümeti, aşırı sağcı ortaklarına bağımlı hale gelirken, savaşın uzaması hem ekonomik hem de toplumsal maliyetleri artırıyor. Uluslararası yaptırımlar ve silah ambargoları, İsrail'i zor durumda bırakıyor. Bazı ülkelerin İsrail'e silah satışını durdurması, askeri operasyonların sürdürülebilirliğini tartışmaya açtı. Ayrıca, Filistin yanlısı protestolar dünya genelinde üniversitelerden sokaklara yayılarak, hükümetler üzerinde baskı oluşturuyor.
Sonuç: Yeni Bir Dönemin Eşiğinde
Üçüncü yılında Aksa Tufanı, dünyaya sadece bir savaşın değil, aynı zamanda bir ahlaki uyanışın da habercisi oldu. İsrail'in dokunulmazlığı artık tarihe karışıyor; uluslararası hukuk ve insan hakları, güç siyasetinin gölgesinde yeniden tanımlanıyor. Gazze'de yaşananlar, küresel vicdanı harekete geçirirken, Nobel Barış Ödülü'nün bile gölgesinde kalan bir trajedi olarak hafızalara kazındı. Bundan sonraki süreçte, uluslararası toplumun iki yüzlü politikaları terk edip etmeyeceği ve adaletin tecelli edip etmeyeceği, dünyanın geleceğini belirleyecek.