İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, geçtiğimiz hafta Kudüs’te gerçekleştirdiği gizli bir zirve toplantısı basına sızdı. Toplantıya, bölgesel güvenlik danışmanları ve üst düzey askeri yetkililerin katıldığı öğrenildi. Görüşmelerin ana gündem maddesinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile yapılacak yeni bir savunma iş birliği anlaşması olduğu belirtiliyor. Netanyahu’nun bu hamlesi, Ortadoğu’da tansiyonu yükseltirken, Türkiye’nin bölgedeki etkisini kırmaya yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Gizli Zirvenin Perde Arkası
Edinilen bilgilere göre, Netanyahu’nun başkanlık ettiği zirve toplantısı 19 Ağustos 2026 gecesi, Kudüs’teki başbakanlık konutunda düzenlendi. Toplantıya, İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Alon Ushpiz gibi kritik isimler katıldı. Görüşmenin ana gündem maddesini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile imzalanması planlanan savunma ve istihbarat paylaşımı anlaşması oluşturdu. Söz konusu anlaşmanın, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının güvenliği ve bölgesel askeri dengeler açısından hayati önem taşıdığı ifade ediliyor.
Zirvede ayrıca, İsrail’in bölgedeki müttefikleriyle koordinasyonun artırılması ve Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki askeri varlığının yakından izlenmesi kararı alındı. İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF), KKTC’nin hava sahasını kullanarak Doğu Akdeniz’de keşif uçuşları yapması gündemdeki diğer başlıklar arasında yer alıyor.
Bölgesel Güç Mücadelesi
Netanyahu’nun bu hamlesi, Türkiye’nin KKTC ile ilişkilerini güçlendirdiği ve Doğu Akdeniz’deki enerji politikalarını sertleştirdiği bir döneme denk geldi. Ankara, İsrail’in adaya yönelik bu girişimini “provokasyon” olarak nitelendirirken, bölgedeki dengelerin değişebileceği uyarısında bulundu. Eski bir Türk diplomat olan Prof. Dr. Mesut Özcan, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “İsrail’in KKTC ile askeri iş birliğine gitmesi, Kıbrıs Sorunu’nda taraflar arasındaki dengeyi bozacak ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ı da içine alacak yeni bir gerginlik dalgası başlatabilir” dedi.
Öte yandan, İsrail basınında çıkan haberlerde, Netanyahu’nun bu girişiminin arkasında, İran’a yönelik olası bir askeri operasyon senaryosu için KKTC’nin stratejik bir üs olarak kullanılması planının yattığı öne sürüldü. İsrail’in, İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırı hazırlıklarında, Kuzey Kıbrıs’taki havaalanlarını kullanmayı planladığı iddia ediliyor. Ancak bu iddialar resmi makamlarca doğrulanmadı.
Türkiye’nin Tepkisi ve Uluslararası Boyut
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “İsrail’in bu tür girişimleri, bölgesel barışa ve istikrara aykırıdır. KKTC’nin egemenlik haklarına yönelik her türlü ihlale karşı gerekli adımlar atılacaktır” ifadelerine yer verdi. Bunun üzerine İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen yanıtta ise, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yasa dışı faaliyetlerine karşı savunma iş birliğimizi güçlendirme hakkımız saklıdır” denildi.
Uluslararası toplumdan da olayla ilgili farklı tepkiler geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı, “Bölgede tansiyonu artıracak tek taraflı adımlardan kaçınılması” çağrısında bulunurken, Rusya ise “Doğu Akdeniz’de yeni bir çatışma alanı açılmasından endişe duyduğunu” açıkladı. BM Güvenlik Konseyi’nin konuyu önümüzdeki günlerde görüşmek üzere acil toplantı talep edebileceği belirtiliyor.
Tarihsel Bağlam
İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiler, 2010’daki Mavi Marmara olayı sonrasında ciddi şekilde gerilmiş, 2022’de imzalanan anlaşmalarla yeniden normalleşme sürecine girmişti. Ancak Netanyahu hükümetinin özellikle Filistin politikaları nedeniyle Ankara ile arasındaki güven sorunu devam ediyor. Bu son gelişme, iki ülke arasındaki diyalog kanallarını da olumsuz etkileyebilir.
Uzmanlar, Netanyahu’nun bu hamlesinin, kendi iç siyasetindeki zorluklardan kamuoyunu uzaklaştırma amacı taşıyabileceğini de belirtiyor. İsrail’de hükümet, yolsuzluk davaları ve koalisyon ortaklarıyla yaşadığı anlaşmazlıklarla boğuşurken, dış politikada sert görüntü vermek liderin popülaritesini artırabilir.
Bu gelişmeler ışığında, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin geleceği belirsizliğini koruyor. Bölgedeki askeri gerilim, uluslararası toplumun Arabuluculuk çabalarına rağmen artarak devam ederse, kısa vadede yeni bir krizin kapıda olduğu söylenebilir. Tarafların soğukkanlılıkla hareket etmesi, hem bölge halkları hem de küresel enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor.