Filmekimi bu yıl programına son yılların en dikkat çekici belgesellerinden birini aldı: Yuval Abraham ve Rachel Szor’un yönettiği Naza. Venedik Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü kazanan film, İsrailli askerî yetkililerle üç yıl boyunca yapılan gizli görüşmeler üzerinden Gazze’de sivillerin ölümüne odaklanıyor. Belgesel, tanıklığın diliyle savaşın insani bilançosunu sorguluyor.
Gizli görüşmelerin belgesele dönüşmesi
Filmin çıkış noktası, yönetmenlerin İsrailli askerî yetkililerle 2021-2024 yılları arasında yürüttüğü kapalı kapılar ardındaki görüşmeler. Bu süreçte kaydedilen ses kayıtları ve tutulan notlar, Gazze’ye düzenlenen operasyonlarda sivil kayıpların nasıl raporlandığını, hangi bilgilerin kamuoyundan saklandığını ve askerî karar alma mekanizmalarının iç işleyişini ortaya koyuyor. Yuval Abraham ve Rachel Szor, görüşmelerin gizliliğini korumak için kimlikleri ve bazı konumları değiştirerek anlatıyı kuruyor.
Belgesel, yalnızca bir savaş muhasebesi değil; aynı zamanda bir tanıklık etiği sorgulaması. Askerî yetkililerin anlattıklarıyla sahadaki gerçeklik arasındaki fark, izleyiciyi “kimin anlatısına güvenilir?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Film, bu yönüyle Venedik’te jüriyi etkilemeyi başardı.
Venedik’ten Filmekimi’ne uzanan yol
Naza, ilk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yaptı ve festivalin Özel Jüri Ödülü’nü kazandı. Ödül, filmin estetik dili kadar politik cesaretiyle de ilişkilendirildi. Ardından Toronto ve New York gibi prestijli festivallerde gösterilen belgesel, şimdi İstanbul Film Festivali kapsamındaki Filmekimi’nde Türkiye’deki izleyiciyle buluşuyor.
Filmekimi programında yer alması, Türkiye’de son dönemde Gazze’ye dair artan ilgi ve tartışmalarla örtüşüyor. Gösterim sonrası bazı izleyiciler, filmin “tanıklığın dili”ni öne çıkararak belgesel sinemanın sınırlarını zorladığını belirtti. Yönetmenler ise gösterimlerde yaptıkları söyleşilerde, amacın taraf tutmak değil, kayıt altına alınan itirafların geleceğe taşınması olduğunu vurguluyor.
Belgeselin anlatı stratejisi ve etik boyutu
Film, klasik arşiv görüntüleri ve röportaj formatının dışına çıkıyor. Ses kayıtları, ekran metinleri ve soyutlanmış görsellerle kurulan anlatı, izleyiciyi bir sorgulama sürecine davet ediyor. İsrailli askerî yetkililerin ağzından aktarılan ifadeler, doğrudan bir suçlama dili kurmadan, olayların nasıl gizlendiğine dair bir panorama sunuyor.
Yönetmenlerden Yuval Abraham, daha önce No Other Land belgeseliyle de tanınıyor; işgal altındaki bölgelerde yaşanan hak ihlallerini konu alan çalışmalarıyla biliniyor. Rachel Szor ise görüntü yönetmeni ve kurgucu kimliğiyle projeye katkı sağlıyor. İkili, Naza’da tanıklığın dilini kurarken, hem İsrailli hem Filistinli sesleri duyurmayı hedeflediklerini söylüyor.
Gazze’de sivil ölümleri ve uluslararası tepkiler
Belgeselin merkezinde, Gazze’de sivillerin ölümüne ilişkin askerî yetkililerin anlatımları yer alıyor. Film, belirli bir olayı değil, sistematik bir örüntüyü gözler önüne seriyor: hedef seçimindeki belirsizlikler, sivil kayıpların raporlanma biçimi ve kamuoyuna yansıtılmayan bilgiler. Bu yönüyle Naza, uluslararası hukuk ve savaş suçu tartışmalarına da dolaylı bir katkı sunuyor.
Son yıllarda Gazze’ye dair artan sayıda belgesel üretiliyor; ancak Naza’yı ayrıcalıklı kılan, doğrudan askerî yetkililerin iç sesine dayanması. Film, savaşın sadece sahada değil, kayıt odalarında ve raporlarda da sürdüğünü gösteriyor.
Tanıklığın sınırları ve belgesel sinemanın geleceği
Naza, belgesel sinemanın etik sınırlarını yeniden tartışmaya açıyor. Gizli görüşmelerin kaydedilmesi, kaynakların korunması ve anlatının tarafsızlığı arasındaki denge, filmin hem gücü hem de kırılgan noktası. İzleyici, anlatılanların doğruluğunu teyit edemese de, tanıklığın kendisine tanık oluyor.
Filmekimi gösterimleri sonrasında belgeselin Türkiye’de geniş bir izleyici kitlesine ulaşması bekleniyor. Yönetmenlerin katılacağı söyleşiler, filmin yarattığı tartışmayı derinleştirebilir. Naza, savaşın dilini değil, suskunluğun dilini çözmeye çalışan bir yapıt olarak sinema tarihinde yerini alıyor.