Türkiye siyasetinde mutlak butlan tartışmaları tüm hızıyla sürerken, ekonominin temel göstergelerinden biri olan bütçe dengesindeki bozulma da devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, merkezi yönetim bütçesi mayıs ayında 298,2 milyar TL açık verdi. Böylece yılın ilk beş ayındaki toplam bütçe açığı 1 trilyon TL'yi aşarak 1 trilyon 12 milyar TL'ye ulaştı. Siyasetin gölgesinde kalan ekonomi yönetimi, bütçe disiplinini sağlamakta zorlanıyor.
Mayıs ayı bütçe gerçekleşmeleri
Mayıs ayında bütçe gelirleri 1 trilyon 96,8 milyar TL olarak kaydedilirken, giderler ise 1 trilyon 395 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu tabloda faiz dışı açık 195,4 milyar TL oldu. Geçen yılın aynı döneminde bütçe 146,7 milyar TL açık vermişti. Böylece mayıs ayı açığı geçen yıla göre yüzde 103 artış gösterdi. Vergi gelirleri mayısta 880,2 milyar TL olurken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 88 artış kaydetti. Ancak artan harcamalar gelir artışını gölgede bıraktı.
Beş aylık bütçe tablosu
Ocak-mayıs döneminde bütçe açığı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 77 artarak 589,2 milyar TL'den 1 trilyon 12 milyar TL'ye yükseldi. Faiz dışı açık ise 445,3 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu dönemde bütçe gelirleri 5,4 trilyon TL, giderleri ise 6,4 trilyon TL oldu. Faiz harcamaları 567 milyar TL'ye ulaştı. Ekonomistler, bütçe açığındaki bu hızlı artışı, seçim öncesi harcamalar ve deprem harcamalarının yanı sıra mutlak butlan sürecinin yarattığı belirsizliğe bağlıyor.
Mutlak butlan tartışmalarının ekonomiye yansıması
Anayasa tartışmalarının odağında yer alan mutlak butlan kavramı, siyasi gündemi meşgul ederken ekonominin birincil sorunlarının geri planda kalmasına neden oluyor. Uzmanlar, siyasi belirsizliğin yatırım ortamını olumsuz etkilediğini ve bütçe disiplinini zorlaştırdığını ifade ediyor. Ekonomi yönetimi ise enflasyonla mücadele ve mali disiplin vurgusu yaparken, mutlak butlan tartışmalarının ekonomi politikalarına olan güveni sarstığı yönünde endişeler bulunuyor. Önümüzdeki dönemde bütçe açığındaki artışın devam etmesi durumunda, faiz oranları ve döviz kurları üzerinde daha fazla baskı oluşabileceği değerlendiriliyor.