Eskişehir'de 2011 yılında kaybolduktan 12 gün sonra cesedi bulunan 2,5 yaşındaki Yakup Bozkurt'un cinayeti, 14 yıl sonra anne Huriye Çiftçi'nin ifadesiyle aydınlatıldı. Anne, oğlunun ölümüne ilişkin çarpıcı itiraflarda bulundu. Olay, Türkiye'nin uzun süredir çözülemeyen davalarından biriydi.
Olayın geçmişi: 12 gün sonra bulunan ceset
2011 yılında Eskişehir'de yaşayan 2,5 yaşındaki Yakup Bozkurt, henüz 2,5 yaşındayken kayboldu. Ailesi, küçük Yakup'un kaybolduğunu fark ettiğinde hemen yetkililere haber verdi. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü ekipleri, geniş çaplı bir arama çalışması başlattı. Ancak küçük Yakup'tan acı haber 12 gün sonra geldi. Yakup Bozkurt'un cesedi, kaybolduğu bölgeye yakın bir alanda bulundu.
O dönemde yapılan otopsi ve incelemelerde, cinayete dair kesin bir fail tespit edilemedi. Olay, faili meçhul cinayetler dosyasına eklendi. Yıllar boyunca dosya açık kaldı, ancak somut bir delil elde edilemedi.
14 yıl sonra gelen itiraf
2025 yılına gelindiğinde, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, anne Huriye Çiftçi'nin ifadesine başvuruldu. Anne Çiftçi, oğlunun ölümüne ilişkin çarpıcı bir itirafta bulundu. Huriye Çiftçi, oğlunu kendisinin öldürmediğini ancak olay anında yanında başka birinin olduğunu ve bu kişinin katil olduğunu söyledi. İfadesinde, oğlunun ölümüne tanık olduğunu ve yıllarca korktuğu için susmak zorunda kaldığını belirtti.
Annenin ifadesinde, katilin yakınında biri olduğunu ve bu kişiyle ilgili detayları paylaştığı öğrenildi. Savcılık, bu ifade doğrultusunda şüpheliyi tespit ederek gözaltına aldı. Şüphelinin, ailenin yakın çevresinden biri olduğu iddia edildi. Gözaltına alınan şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Soruşturmanın seyri ve hukuki süreç
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 yıllık dosyayı yeniden açarak delilleri yeniden değerlendirdi. Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporlar ve tanık ifadeleri, cinayetin aydınlatılmasında kritik rol oynadı. Anne Huriye Çiftçi'nin ifadesi, dosyanın seyrini değiştirdi. Savcılık, şüpheli hakkında 'kasten öldürme' suçundan dava açtı. Dava süreci devam ediyor.
Olayın ardından, Eskişehir'de benzer vakaların önlenmesi için aile içi iletişim ve çocuk güvenliği konularında farkındalık çalışmaları yapılması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, aile içi şiddet ve çocuk istismarı vakalarında erken müdahalenin hayati olduğunu belirtiyor.
Kamuoyunda yankılar
Küçük Yakup'un cinayetinin 14 yıl sonra aydınlatılması, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Sosyal medyada birçok kullanıcı, adaletin geç de olsa yerini bulması temennisinde bulundu. Çocuk hakları savunucuları, benzer olayların yaşanmaması için yasal düzenlemelerin sıkılaştırılması çağrısı yaptı.
Olayla ilgili soruşturma derinleştirilirken, anne Huriye Çiftçi'nin psikolojik destek alıp almadığı ve ifadesinin güvenilirliği konusunda uzman görüşlerine başvurulacağı öğrenildi. Eskişehir Barosu'ndan bir avukat, "Bu tür davalarda delillerin doğru toplanması ve tanıkların korunması büyük önem taşıyor. Anne yıllarca korku içinde yaşamış olabilir, bu nedenle ifadesi titizlikle incelenmeli" dedi.
Bağlam: Çocuk cinayetlerinde adalet arayışı
Türkiye'de son yıllarda çocuk istismarı ve cinayetleri kamuoyunun gündemini sıkça meşgul ediyor. 2011'deki Yakup Bozkurt vakası, uzun süre çözülemeyen dosyalar arasında yer alıyordu. Benzer şekilde, 2016'da kaybolan ve daha sonra öldürüldüğü ortaya çıkan çocuklar için de yıllar süren hukuk mücadeleleri verildi. Uzmanlar, çocuk cinayetlerinde aile içi bağlantıların sıklıkla gözden kaçırıldığını vurguluyor.
Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2010-2020 yılları arasında çocuklara yönelik şiddet olaylarında artış yaşandı. Bu tür vakaların aydınlatılması, hem aileler hem de toplum için büyük önem taşıyor. Eskişehir'deki bu dava, geç de olsa adaletin tecelli edebileceğini gösteriyor. Ancak asıl önemli olan, benzer acıların yaşanmaması için önleyici tedbirlerin alınması.
Küçük Yakup'un annesi Huriye Çiftçi'nin 14 yıl sonraki itirafı, hem bir annenin vicdan azabını hem de adalet arayışını simgeliyor. Dava süreci, Türkiye'de çocuk hakları ve aile içi şiddet konularında daha fazla farkındalık yaratabilir. Toplum olarak, çocukları korumak ve benzer trajedileri önlemek hepimizin sorumluluğu.