Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya, Filistin topraklarını gasbeden 2468 İsrailli tarafından baskın düzenlendi. Olay, işgal altındaki Doğu Kudüs'te yer alan kutsal mekâna yönelik son yılların en kalabalık ihlallerinden biri olarak kaydedildi. Baskın, sabah saatlerinde Mescid-i Aksa'nın avlusuna giren grupların ibadet etmeye başlamasıyla başladı ve gün boyu sürdü. Filistinli yetkililer, baskının provokasyon olduğunu ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtti.
Baskının Ayrıntıları ve İsrailli Grupların Hedefi
İsrailli yerleşimciler ve aşırı sağcı gruplar, Mescid-i Aksa'ya sabahın erken saatlerinde akın etti. Görgü tanıklarının aktardığına göre, grup üyeleri kutsal alanda çeşitli ritüeller gerçekleştirdi ve Filistinlilerin ibadet etmesini engelledi. Baskına katılanların sayısı 2468 olarak açıklandı; bu, son yıllarda kaydedilen en yüksek katılımlı ihlal olarak öne çıkıyor. İsrail polisi, baskın sırasında Filistinlilere yönelik müdahalelerde bulundu ve bazı kişileri gözaltına aldı. Filistin Kızılayı, en az 12 Filistinlinin yaralandığını bildirdi.
Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi ve üçüncü kutsal mekânı olarak kabul edilir. İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Doğu Kudüs'te yer alan mekân, statüko gereği sadece Müslümanların ibadetine açık olmasına rağmen, İsrailli gruplar yıllardır baskınlar düzenliyor. Bu baskınlar, özellikle Yahudi bayramları ve özel günlerde artış gösteriyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Boyut
Baskının ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, olayı kınayarak uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı. Abbas, "Mescid-i Aksa'ya yönelik bu saldırı, işgalin ve uluslararası hukukun açık ihlalidir. Dünya sessiz kalmamalıdır" dedi. Ürdün ve Suudi Arabistan da baskını kınayan açıklamalar yaptı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail'in kutsal mekânlara yönelik provokasyonlarını şiddetle kınıyoruz. Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik her türlü ihlal kabul edilemez" ifadelerine yer verdi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, taraflara itidal çağrısında bulunarak, kutsal mekânların statüsüne saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. BM Güvenlik Konseyi'nin acil toplanma ihtimali üzerinde duruluyor. Uluslararası Af Örgütü, baskını "savaş suçu" olarak nitelendirdi ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirtti.
Hukuki açıdan, 1949 Cenevre Sözleşmesi ve 1954 Lahey Sözleşmesi, işgal altındaki topraklarda kutsal mekânlara saygı gösterilmesini ve ibadet özgürlüğünün korunmasını emrediyor. İsrail'in bu ihlalleri, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) yargı yetkisine giren potansiyel savaş suçları arasında değerlendiriliyor. Filistin, 2015'te UCM'ye taraf olmuş ve işgal altındaki topraklardaki suçlarla ilgili soruşturma başlatılmasını talep etmişti.
Ekonomik Yansımalar ve Bölgesel Gerilim
Olayın ardından bölgede tansiyon yükseldi. İsrail borsası Tel Aviv'de hisse senetleri günün ilk saatlerinde değer kaybetti; Tel Aviv 125 endeksi yüzde 1,2 düşüşle açıldı. Şekel, dolar karşısında yüzde 0,8 değer kaybetti. Petrol fiyatları, Orta Doğu'da artan jeopolitik risk algısıyla yükselişe geçti; Brent petrol varili yüzde 2 artışla 92 dolara çıktı. Altın, güvenli liman talebiyle ons başına 2.350 dolara yükseldi.
Baskın, aynı zamanda Filistin ekonomisini de olumsuz etkiliyor. İşgal altındaki Batı Şeria'da ticari faaliyetler durma noktasına geldi; dükkanlar kepenk kapattı. Ramallah'ta protestolar düzenlendi ve göstericiler İsrail karşıtı sloganlar attı. Filistin Ticaret Odası, baskının bölgede ekonomik kayıplara yol açtığını ve yatırımcı güvenini sarstığını bildirdi.
Bölgesel aktörlerden Mısır ve Katar, arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı. Hamas, baskına karşı intifada çağrısı yaptı; ancak şu ana kadar geniş çaplı bir çatışma yaşanmadı. İsrail ordusu, Batı Şeria ve Gazze sınırında ek güvenlik önlemleri aldığını duyurdu.
Tarihsel arka planda, Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlar 2000 yılında ikinci intifadanın fitilini ateşlemişti. Benzer bir olayın tekrarlanması endişesi, uluslararası kamuoyunda tedirginlik yaratıyor. İsrail'in yerleşim politikaları ve kutsal mekânlara yönelik ihlalleri, Filistin-İsrail çatışmasının çözümünü daha da zorlaştırıyor.
Sonuç olarak, 2468 İsraillinin Mescid-i Aksa'ya düzenlediği baskın, sadece dini bir ihlal değil; aynı zamanda uluslararası hukukun ve bölgesel istikrarın ciddi bir sınavıdır. Ekonomik göstergeler, jeopolitik riskin arttığını ve piyasaların tedirgin olduğunu gösteriyor. Uluslararası toplumun etkili bir tepki vermemesi durumunda, benzer provokasyonların devam etmesi ve bölgenin yeni bir şiddet sarmalına sürüklenmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu tür eylemler, yalnızca Filistinlilerin değil, tüm bölge halklarının güvenliğini ve refahını tehdit ediyor.