Yakınlarını kaybeden kişiler, ölen kişinin mesaj, ses kaydı ve videoları kullanılarak oluşturulan yapay zekâ destekli dijital klonlarla iletişim kurmaya başladı. Bu yeni teknoloji, yas tutma biçimlerini kökten değiştirirken, uzmanlar kısa süreli teselli sağlayabilen bu yöntemin kaybın kabullenilmesini geciktirebileceği konusunda uyarıyor. Cumhuriyet'e konuşan Dr. K. Lezgin Cihandemir, dijital yasın psikolojik etkilerini değerlendirdi.
Dijital klonlar nasıl çalışıyor?
Gelişen yapay zekâ teknolojileri, bir kişinin geçmişteki mesajlarından, ses kayıtlarından ve videolarından hareketle onun konuşma tarzını, ses tonunu ve hatta kişiliğini taklit eden dijital modeller oluşturulmasına olanak tanıyor. Bu modeller, kullanıcıların sorularına kişiye özgü yanıtlar verebiliyor, anıları canlandırabiliyor ve hatta yeni diyaloglar kurabiliyor. Özellikle ABD ve Çin'de sayıları artan startuplar, bu hizmeti ücretli olarak sunmaya başladı. Kayıp yakınları, bir uygulama aracılığıyla ölen kişinin klonuyla yazılı veya sesli sohbet edebiliyor. Bazı platformlar ise üç boyutlu avatar oluşturarak sanki o kişiyle yüz yüze konuşuyormuş hissi veriyor.
Yas sürecine etkileri
Dr. K. Lezgin Cihandemir, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, bu teknolojinin yas tutan bireylere kısa vadede duygusal rahatlama sağlayabileceğini ancak uzun vadede kaybı kabullenmeyi zorlaştırabileceğini belirtti. 'Kaybı kabullenmek, yasın en önemli aşamalarından biridir. Kişi ölen yakınının bir kopyasıyla iletişim kurdukça onun geri döneceği yanılsamasına kapılabilir. Bu da patolojik yas, yani kronik bir yas durumuna yol açabilir' dedi. Dr. Cihandemir, özellikle ani kayıplar yaşayan ve yasını sağlıklı bir şekilde işlememiş bireyler için dijital klonların bağımlılık yapıcı olabileceğini vurguladı. Öte yandan, teknolojinin doğru kullanıldığında anıları canlı tutma ve vedalaşma sürecine yardımcı olabileceği de ifade ediliyor.
Etik tartışmalar ve yasal düzenleme
Dijital yas, beraberinde birçok etik sorunu da getiriyor. Ölen kişinin verilerinin bu amaçla kullanılması, önceden izni olup olmadığı tartışmasını doğuruyor. Ayrıca, yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin gerçekliğine dair şeffaflık sorunu var. Kullanıcılar, konuştukları şeyin tamamen bir simülasyon olduğunu bilseler de duygusal bağ kurabiliyor. Uzmanlar, bu alanda bir düzenleme gerektiğini savunuyor. Türkiye'de henüz bu konuda yasal bir çerçeve bulunmazken, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası kapsamında bu tür uygulamaların yüksek riskli kategoride değerlendirilmesi planlanıyor. Kişisel verilerin korunması bağlamında da önemli uyarılar yapılıyor: Ölen kişinin verileri, ancak vefatından önce açık rıza vermişse kullanılabiliyor.
Dijital yas teknolojisi, özellikle pandemi sonrası dönemde popülerlik kazandı ve her geçen gün daha fazla insana ulaşıyor. Ancak psikolog ve psikiyatristler, teknolojinin bir terapi aracı olarak kullanılamayacağını, profesyonel yardım ile desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. Dr. Cihandemir, 'Bu uygulamaları tamamen reddetmiyorum. Ancak kullanıcıların, bu teknolojinin bir günlük tutma ya da anı defteri gibi tamamlayıcı bir araç olduğunu bilmesi gerekir. Asıl yas süreci, insanlarla kurulan gerçek ilişkiler ve zamanla gelir' diyor. Toplumda dijital yasın normalleşmesiyle birlikte yasın ticarileşmesi ve duyguların metalaşması da risk olarak görülüyor. Bu noktada hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bilinçli bir yaklaşım benimsemek büyük önem taşıyor.