Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Yemen'de Ensarullah hareketine karşı yürütülen operasyonlar için ABD ve İngiltere'den beklediği desteği alamadı. Diplomatik kaynaklara göre Riyad yönetimi, Washington ve Londra nezdinde yaptığı girişimlerden sonuç alamayınca rotasını Ankara'ya çevirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın konuya ilişkin açıklamaları, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a destek verebileceği sinyali olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, bölgesel dengelerde yeni bir ittifak arayışının habercisi olabilir.
ABD ve İngiltere'den Ret, Ankara'dan Yeşil Işık
Suudi Arabistan'ın Yemen politikası, son yıllarda uluslararası alanda giderek artan bir yalnızlıkla karşı karşıya. Veliaht Prens Selman'ın ABD'den talep ettiği askeri ve istihbari destek, Biden yönetimi tarafından insani kriz gerekçesiyle askıya alınmış durumda. İngiltere ise Körfez'deki ticari çıkarlarını korumakla birlikte, Yemen'de doğrudan askeri angajman konusunda isteksiz davranıyor.
Türkiye'nin tutumu ise farklı bir seyir izliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son açıklamasında Yemen'deki krizin çözümü için bölgesel işbirliğinin önemine vurgu yaparak, "Suudi Arabistan'ın güvenliği bizim için önceliklidir" ifadesini kullandı. Bu sözler, Ankara'nın Riyad'a yönelik desteğinin sadece söylemde kalmayabileceği şeklinde yorumlandı.
Uzmanlar, Fidan'ın açıklamalarının ardında yatan stratejik hesapları şöyle özetliyor: Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan arasındaki dengeyi koruyarak Körfez'de etkinliğini artırmak istiyor. Ayrıca Yemen'deki Ensarullah hareketinin İran ile olan bağlantısı, Ankara'nın Tahran'a karşı bölgesel bir blokta yer almasını gerektiriyor.
Mekke İttifakı: Yeni Bir Blok mu Doğuyor?
Suudi Arabistan'ın öncülüğünde kurulması planlanan ve gayri resmi olarak "Mekke İttifakı" adı verilen yapı, aslında yeni bir oluşum değil. 2015'te Yemen'e müdahale için kurulan Arap Koalisyonu'nun genişletilmiş bir versiyonu olarak düşünülüyor. Bu ittifakın hedefi, Ensarullah'ın Yemen'deki ilerleyişini durdurmak ve Kızıldeniz'deki güvenliği sağlamak.
Ancak ittifakın bileşenleri henüz netlik kazanmış değil. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in yanı sıra Mısır ve Ürdün'ün de katılımı bekleniyor. Türkiye'nin ise bu yapıda nasıl bir rol üstleneceği belirsiz. Ankara, askeri bir angajmandan ziyade siyasi ve insani destekle sınırlı kalabileceği sinyalini veriyor.
Bölgesel analistler, Türkiye'nin Yemen'de doğrudan bir askeri güç bulundurmasının düşük bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Zira Ankara, son yıllarda Libya, Suriye ve Karabağ'da elde ettiği askeri tecrübeyi ekonomik ve diplomatik kazanıma dönüştürmeye odaklanmış durumda. Yemen ise coğrafi uzaklık ve iç savaşın karmaşıklığı nedeniyle Türkiye için maliyetli bir cephe olabilir.
İran Faktörü ve Bölgesel Dengeler
Yemen'deki Ensarullah hareketi, İran'ın bölgesel stratejisinin önemli bir ayağını oluşturuyor. Tahran, Husi olarak da bilinen bu grubu silah ve finansmanla destekleyerek Suudi Arabistan'ı güney sınırlarında meşgul ediyor. Bu durum, Riyad'ın Yemen'deki savaşı bir varoluş mücadelesi olarak görmesine yol açıyor.Türkiye'nin İran ile ilişkileri ise inişli çıkışlı bir seyir izliyor. İki ülke arasında enerji ve ticaret alanında güçlü bağlar bulunurken, Suriye ve Irak'ta farklı jeopolitik hedefler çatışıyor. Ankara'nın Yemen'de Suudi Arabistan'a verdiği destek, İran ile olan bu hassas dengeyi bozabilir. Nitekim Tahran'dan henüz resmi bir tepki gelmemiş olsa da, İran basınında Türkiye'nin "ABD'nin oyununa geldiği" yönünde yorumlar yer almaya başladı.
Öte yandan, Yemen'de son aylarda yaşanan gelişmeler, Ensarullah'ın İsrail'e yönelik saldırıları ve Kızıldeniz'deki ticari gemilere müdahalesiyle uluslararası boyut kazandı. ABD ve İngiltere, bu saldırılara karşı koalisyon güçleriyle misilleme yaparken, Suudi Arabistan ise kara harekâtı konusunda isteksiz. Bu tablo, Riyad'ın kendi güvenliğini sağlamak için alternatif müttefikler aradığını gösteriyor.
Türkiye'nin Hedefleri ve Olası Senaryolar
Türkiye'nin Suudi Arabistan'a destek verme sinyali, birkaç stratejik hedefle açıklanabilir. Birincisi, Körfez'deki ekonomik ilişkileri güçlendirmek. Suudi Arabistan, Türkiye için önemli bir yatırım ve enerji kaynağı. İkincisi, ABD ile ilişkileri dengelemek. Ankara, Washington'ın Suriye'deki PKK/YPG desteğine karşılık olarak, Suudi Arabistan üzerinden ABD'ye mesaj gönderebilir. Üçüncüsü, İslam dünyasındaki liderlik iddiasını pekiştirmek. Mekke ittifakı içinde yer almak, Türkiye'ye bu alanda prestij kazandırabilir.
Ancak olası riskler de yok değil. Yemen'deki savaş, insani kriz ve sivil kayıplar nedeniyle uluslararası kamuoyunda hassas bir konu. Türkiye'nin bu savaşa dolaylı da olsa destek vermesi, insan hakları örgütlerinin tepkisini çekebilir. Ayrıca İran ile yaşanacak bir gerilim, Suriye ve Irak'taki dengeleri olumsuz etkileyebilir.
Şu an için Ankara'nın atacağı adımlar belirsizliğini koruyor. Dışişleri Bakanı Fidan'ın açıklamaları, diplomatik bir manevra olarak da okunabilir. Türkiye, Suudi Arabistan'a verdiği desteği somut bir askeri angajmana dönüştürmeden, bölgesel bir aktör olarak ağırlığını korumaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak görüşmeler, bu ittifakın niteliğini netleştirecek. Eğer Mekke ittifakı gerçekten hayata geçerse, Yemen savaşı yeni bir boyut kazanabilir ve Orta Doğu'da güç dengeleri yeniden şekillenebilir.