Manifest adlı müzik grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” suçundan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma, grubun sahne kıyafetlerinin ve performanslarının “toplumun genel ahlak kurallarına aykırı” olduğu iddiasına dayanıyor. Akış’ın avukatları ise suçlamaları reddederek, ifade özgürlüğü ve sanatın korunması gerektiğini savunuyor.
Soruşturma Nasıl Başladı?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medyada yayılan ve Manifest grubunun konserlerinden alındığı öne sürülen görüntüler üzerine re’sen soruşturma başlattı. Görüntülerde, grup üyelerinin ve dansçıların giydiği kıyafetlerin “müstehcen” olduğu iddia ediliyor. Savcılık, söz konusu yayınların “halkın ar ve haya duygularını rencide edici” nitelikte olduğunu belirterek, Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi kapsamında işlem yapılmasına karar verdi. Bu madde, müstehcen görüntü, yazı veya seslerin yayımlanmasına aracılık edenlere 3 yıla kadar hapis cezası öngörüyor.
Gözaltına alınan Tolga Akış, emniyetteki işlemlerinin ardından bugün adliyeye sevk edildi. Savcılık, şüphelinin “suç delillerini karartma ihtimali” gerekçesiyle tutuklanmasını talep etti. Akış’ın savunmasında, grubun sahne tasarımının ve kostümlerinin sanatsal bir ifade olduğunu, herhangi bir müstehcenlik kastı taşımadığını söylediği öğrenildi. Mahkeme, savcılığın talebini değerlendirerek kararını önümüzdeki saatlerde açıklayacak.
Manifest Grubu ve Sanatsal Tepkiler
2010’ların sonunda kurulan Manifest, özellikle gençler arasında popülerlik kazanmış ve sahne performanslarıyla dikkat çekmişti. Grubun müzik tarzı ve görsel şovları, sınırları zorlayan bir anlayışla biliniyor. Bu nedenle zaman zaman muhafazakar kesimlerden tepki çekmişti. Tutuklama talebi, sanat dünyasında geniş yankı uyandırdı. Çok sayıda sanatçı ve sivil toplum kuruluşu, sosyal medya üzerinden Tolga Akış’a destek mesajları yayımladı. Ünlü müzisyenler, “Sanat suç değildir” etiketiyle paylaşımlar yaparken, bazı hukukçular da soruşturmanın ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu savunuyor.
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi’nden avukat Aslı Şahin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Müstehcenlik suçunun tanımı oldukça muğlaktır. Bu tür davalarda toplumun genel ahlak anlayışı esas alınmalı, ancak bu anlayış zamanla değişebilir. Sanat eserlerinin ve performanslarının korunması, Anayasa’nın 27. maddesi güvencesindedir. Bu nedenle tutuklama talebi orantısız bir müdahaledir” dedi.
Öte yandan, grubun hayranları da İstanbul Adliyesi önünde küçük bir protesto gösterisi düzenledi. “Sanat engellenemez” sloganları atan grup, Akış’ın serbest bırakılmasını istedi. Polis, gösteriye izin vermedi ve birkaç kişiyi gözaltına aldı.
Benzer Davalar ve Tartışmalar
Bu olay, Türkiye’de son yıllarda sanatçılara yönelik açılan davaların son örneği olarak değerlendiriliyor. Daha önce bazı şarkıcıların sahne kıyafetleri ve klipleri nedeniyle soruşturma geçirdiği biliniyor. 2021’de rapçi Lvbel C5, şarkı sözleri nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan yargılanmış ancak beraat etmişti. Şarkıcı Hadise’nin bir klibindeki dans figürleri de benzer tartışmalara yol açmış, savcılık “soruşturmaya gerek yok” kararı vermişti.
Uzmanlar, bu tür soruşturmaların sanat dünyasında “otomatik sansür” yaratabileceğine dikkat çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği etkinlikler bile zaman zaman bu tartışmaların odağında olabiliyor. Hukukçular, Türk Ceza Kanunu’ndaki müstehcenlik düzenlemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesine aykırı olduğunu, içtihatlarda bu yönde kararlar bulunduğunu hatırlatıyor.
Tolga Akış’ın yargılanması, sadece bir müzisyenin değil, aynı zamanda Türkiye’de sanat ve ifade özgürlüğünün sınırlarının yeniden tartışılmasına neden oldu. Mahkemenin vereceği karar, gelecekte benzer davalar için emsal niteliği taşıyabilir. Öte yandan, grubun konserleri devam ederken, organizatörler yeni tarihlerde sahne kıyafetlerinde daha temkinli davranılacağının sinyalini veriyor.
Toplumun farklı kesimleri arasında giderek derinleşen kutuplaşma, sanatın toplumsal işlevi üzerindeki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bir kesim sanatın sınır tanımaz doğasını savunurken, diğer kesim kamusal ahlakın korunması gerektiğini düşünüyor. Bu dava, iki anlayış arasındaki gerilimin bir kez daha su yüzüne çıkmasına yol açtı. Yargının, sanatı ve ifade özgürlüğünü koruyan, ancak toplumsal hassasiyetleri de gözeten bir denge kurabilmesi bekleniyor. Tolga Akış’ın tutuklanıp tutulmadığına ilişkin karar, bu dengenin nasıl kurulacağı konusunda önemli bir gösterge olacak.