İktisatçı Mahfi Eğilmez, Türkiye'de ekonomik büyümenin yurttaşların refahına aynı ölçüde yansımadığını belirterek enflasyon, satın alma gücü ve gelir dağılımındaki eşitsizliklere dikkat çekti. Eğilmez, ekonomik başarının yalnızca büyüme oranıyla değil, bu büyümenin reel gelirlere ve yaşam standartlarına etkisiyle ölçülmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamaları, makroekonomik göstergeler ile hanehalkı refahı arasındaki kopukluğu gözler önüne serdi.
Büyüme ve Refah Arasındaki Uçurum
Eğilmez, son dönemde açıklanan büyüme rakamlarının olumlu görünmesine karşın, bu büyümenin toplumun geniş kesimlerine yansımadığını ifade etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) artışı sürerken, kişi başına düşen gelirdeki artışın enflasyonun altında kaldığını belirtti. Bu durum, büyümenin istihdam ve ücretler üzerinden hanehalkına aktarılmadığını gösteriyor. Eğilmez, “Ekonomi büyürken yurttaşın yoksullaşması, büyümenin kompozisyonu ve gelir dağılımıyla ilgilidir” değerlendirmesinde bulundu.
Uzman, büyümenin sektörel dağılımına dikkat çekerek, inşaat ve finans gibi sermaye yoğun sektörlerin öne çıkmasının istihdam yaratma kapasitesini sınırladığını söyledi. Buna karşılık imalat ve tarım gibi emek yoğun sektörlerin payının azalması, geniş kesimlerin gelirinden kopmasına yol açıyor. Eğilmez, “Büyümenin kalitesi, kaç kişiye iş ve gelir sağladığıyla ölçülmelidir” dedi.
Enflasyon ve Satın Alma Gücü
Eğilmez’in üzerinde durduğu bir diğer konu, yüksek enflasyonun satın alma gücünü aşındırması oldu. Resmi enflasyon rakamları ile hissedilen enflasyon arasındaki fark, ücretlilerin reel gelir kaybını derinleştiriyor. Özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlar, düşük gelirli hanelerin bütçesinde büyük baskı oluşturuyor. Eğilmez, enflasyonun servet dağılımını da bozduğunu, varlıklı kesimlerin enflasyona karşı korunurken, sabit gelirlilerin korunamadığını belirtti.
TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları ile bağımsız araştırma kuruluşlarının (ENAG gibi) hesaplamaları arasındaki fark, güven sorununu artırıyor. Eğilmez, doğru ölçümün politika yapımı için kritik olduğunu, aksi halde alınan kararların gerçekliği yansıtmayacağını söyledi. Ücret zamlarının enflasyona endekslenmesi, kısa vadede satın alma gücünü korumaya yardımcı olsa da, enflasyonun dizginlenmesi için yapısal reformların şart olduğunu vurguladı.
Gelir Dağılımındaki Eşitsizlik
Gelir dağılımı verileri, Türkiye’de en zengin yüzde 20’nin milli gelirden aldığı payın arttığını, en yoksul yüzde 20’nin payının ise azaldığını gösteriyor. Eğilmez, bu eşitsizliğin sadece ahlaki değil, aynı zamanda ekonomik bir sorun olduğunu belirterek, “Gelir dağılımı bozukluğu, toplumsal huzursuzluğu ve ekonomik istikrarsızlığı besler” dedi. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerine erişimin yaygınlaştırılması, eşitsizliğin hafifletilmesinde önemli rol oynayabilir.
Vergi sisteminin adaletsizliği de tartışmanın bir parçası. Dolaylı vergilerin ağırlığı, düşük gelirli üzerinde oransal olarak daha büyük yük oluşturuyor. Eğilmez, vergi reformunun gelir dağılımını düzeltici yönde kullanılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, sosyal güvenlik açıklarını artırarak kamu kaynaklarının etkin kullanımını engelliyor.
Politika Önerileri ve Beklentiler
Eğilmez, büyümenin refaha dönüşmesi için bir dizi politika önerisi sundu: Enflasyonla mücadelede kararlılık, para ve maliye politikalarının eşgüdümü, istihdam dostu sektörlerin desteklenmesi, eğitim ve beceri geliştirme programları, sosyal yardımların etkinleştirilmesi ve vergi adaletinin sağlanması. Bu adımlar atılmadığı takdirde, büyüme rakamları ne kadar yüksek olursa olsun, toplumsal refahın artmayacağını söyledi. Küresel belirsizlikler ve jeopolitik riskler de cabası.
Sonuç olarak, Mahfi Eğilmez’in açıklamaları, ekonomik büyümenin yurttaşın cebine yansımadığı bir dönemde, kalkınma anlayışının yeniden tanımlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Büyüme, insan odaklı olmadıkça sürdürülebilir olmayacaktır. Türkiye’nin önündeki zorluk, makroekonomik istikrarı sağlarken, gelir dağılımını iyileştirmek ve reel gelirleri artırmaktır.