Avrupa Birliği'nin (AB) Mart 2026'da taslağını duyurduğu Sanayi Hızlandırma Yasası (Net-Zero Industry Act) kapsamında hayata geçirilmesi planlanan 'Made in Europe / Made in EU' stratejisi, Türkiye ekonomisi ve sanayi sektörü için hayati bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Strateji, AB sınırları içinde üretimi teşvik ederek yeşil dönüşümü hızlandırmayı amaçlarken, Türkiye gibi AB ile Gümrük Birliği anlaşması bulunan ülkeleri doğrudan etkileyecek.
Stratejinin Detayları ve Hedefleri
AB Komisyonu tarafından hazırlanan yasa taslağı, temiz teknolojiler ve sıfır emisyonlu üretim süreçlerine odaklanıyor. Made in Europe etiketi, AB'de üretilen ürünlere öncelik tanıyarak, yeşil dönüşüm hedefleri doğrultusunda yerli üretimi artırmayı amaçlıyor. Ancak bu durum, AB ile sıkı ticari ilişkileri bulunan Türkiye için bazı riskler barındırıyor. Türkiye, özellikle otomotiv, beyaz eşya, tekstil ve makine sektörlerinde AB pazarında önemli bir tedarikçi konumunda. Stratejinin uygulamaya geçmesiyle birlikte, Türk ürünlerinin AB pazarındaki rekabet gücü azalabilir.
Türkiye İçin Fırsatlar ve Tehditler
Türk sanayicileri, Made in Europe stratejisine karşı iki temel senaryo üzerinde duruyor. İlk senaryoda, AB'nin korumacı politikaları nedeniyle ihracatın daralması ve üretim maliyetlerinin artması öngörülüyor. İkinci senaryoda ise Türkiye'nin, AB standartlarına uygun yeşil üretim yaparak bu stratejiden yararlanabileceği belirtiliyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) yetkilileri, Türk sanayisinin yenilenebilir enerji yatırımları ve karbon ayak izini azaltma çabalarıyla AB pazarında avantajlı konuma gelebileceğini ifade ediyor. Özellikle otomotiv sektöründe, elektrikli araç bataryaları ve güneş panelleri gibi yeşil teknolojilerde iş birliği fırsatları bulunuyor.
Uzmanlar, Türkiye'nin AB ile mevcut Gümrük Birliği anlaşmasını güncelleyerek, Made in Europe stratejisinin olumsuz etkilerini azaltabileceğini vurguluyor. Ayrıca, Türk şirketlerinin AB ülkelerinde doğrudan yatırım yaparak yerel üretim tesisleri kurması da bir seçenek olarak öne çıkıyor. Son dönemde bazı Türk firmalarının Almanya ve Fransa'da fabrika kurma planları, bu stratejiye uyum sağlama çabalarının bir göstergesi olarak yorumlanabilir.
Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecine hızlı adapte olması, Made in Europe stratejisini bir tehditten ziyade fırsata dönüştürebilir. Bu kapsamda, Ar-Ge yatırımlarının artırılması, sürdürülebilir üretim tekniklerine geçiş ve enerji verimliliği projeleri kritik önem taşıyor. Hükümetin de bu alanlarda teşvik politikalarını güçlendirmesi bekleniyor. Sonuç olarak, Made in Europe gündemi, Türk sanayisinin geleceğini şekillendirecek en önemli dış faktörlerden biri olarak ön plana çıkıyor.