TAYSAD (Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği) Başkanı Yakup Birinci, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin (AB) hazırladığı "Made in Europe" düzenlemesi kapsamına alınmaması halinde, Avrupa'da yaklaşık 250 bin kişinin istihdam edildiği otomotiv değer zincirinin ciddi risk altına gireceğini açıkladı. Birinci, bu durumun sadece Türkiye için değil, Avrupa'nın otomotiv üretim ağı için de olumsuz sonuçlar doğuracağını vurguladı. Açıklama, Türkiye'nin AB ile ticari ilişkilerinde yeni bir belirsizlik dönemine işaret ediyor.
Değer zincirinde kopma riski
Yakup Birinci, yaptığı değerlendirmede, "Made in Europe" düzenlemesinin yalnızca AB sınırları içindeki üretimi değil, aynı zamanda AB ile entegre çalışan tedarikçi ülkeleri de kapsaması gerektiğini belirtti. Türkiye'nin bu kapsam dışında bırakılmasının, Avrupa'daki otomotiv ana sanayicileri için tedarik güvenliği açısından sorun yaratacağını ifade etti. Birinci'ye göre, Türkiye'deki tedarik sanayii, Avrupa'daki birçok otomobil üreticisine doğrudan parça sağlıyor ve bu ilişki yaklaşık 250 bin Avrupalı çalışanın işini destekliyor. Düzenlemenin dışında kalınması, bu istihdamın tehlikeye girmesi anlamına geliyor.
Birinci, alternatif olarak Kuzey Afrika ülkelerinin değerlendirilebileceğini söyledi. Ancak bu seçeneğin de beraberinde lojistik, kalite ve maliyet açısından yeni zorluklar getireceğini dile getirdi. Türkiye'nin mevcut konumunun, AB için stratejik bir avantaj olduğunu hatırlatan Birinci, "Made in Europe" düzenlemesinin Türkiye'yi dışlamasının, Avrupa'nın kendi sanayi politikasıyla çelişeceğini savundu.
Otomotiv sektöründe tedarik ağı ve Türkiye'nin rolü
Türkiye otomotiv sektörü, yıllardır Avrupa'nın en büyük tedarikçilerinden biri konumunda. TAYSAD verilerine göre, sektör 2023 yılında 35 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdi ve bu ihracatın büyük bölümü AB ülkelerine yönelik oldu. Türkiye'deki tedarikçiler, motor parçalarından elektronik bileşenlere, iç döşemeden şanzıman parçalarına kadar geniş bir yelpazede üretim yapıyor. Bu üretim ağı, Avrupa'daki ana sanayi tesislerinin üretim sürekliliği için kritik önem taşıyor.
"Made in Europe" düzenlemesi, AB'nin karbon emisyonlarını azaltma ve yerli üretimi teşvik etme hedefleri doğrultusunda şekilleniyor. Ancak sektör temsilcileri, düzenlemenin korumacı bir yaklaşımla hazırlanmasının, mevcut entegre tedarik zincirlerini bozabileceği uyarısında bulunuyor. Türkiye'nin Gümrük Birliği üyesi olması ve AB ile yakın ticari ilişkileri, bu süreçte dikkate alınması gereken unsurlar arasında.
Kuzey Afrika alternatifi ve olası sonuçları
Yakup Birinci'nin gündeme getirdiği Kuzey Afrika alternatifi, son yıllarda otomotiv yatırımları açısından dikkat çeken bir bölge. Fas, Cezayir ve Tunus gibi ülkelerde otomotiv üretim kapasitesi artıyor. Ancak bu ülkelerdeki altyapı, kalifiye iş gücü ve tedarikçi ekosistemi henüz Türkiye'nin gerisinde. Birinci, "Kuzey Afrika'ya yönelmek kısa vadede maliyetleri artıracak, üretim verimliliğini düşürecek ve Avrupa'daki istihdamı olumsuz etkileyecektir" değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yaşanan dalgalanmalar, tedarik sanayiinin geleceğine dair belirsizlikleri artırıyor. Sektör temsilcileri, hükümetin AB nezdinde girişimlerde bulunarak Türkiye'nin "Made in Europe" kapsamına alınması için çaba göstermesi gerektiğini belirtiyor. Aksi halde, Avrupa'daki otomotiv üretiminde ciddi aksamalar yaşanabileceği gibi, Türkiye'nin rekabet gücü de zarar görebilir.
Bağımsız değerlendirme
"Made in Europe" düzenlemesi, AB'nin yeşil dönüşüm ve stratejik özerklik hedefleri doğrultusunda hayata geçirilmesi planlanan bir politika aracı. Ancak düzenlemenin kapsamı ve uygulama şekli, küresel tedarik zincirlerinde önemli etkiler yaratacak. Türkiye'nin dışarıda bırakılması, sadece Türk ekonomisi için değil, Avrupa'nın sanayi rekabetçiliği için de risk oluşturuyor. Otomotiv sektörü gibi entegre yapıya sahip bir alanda, dışlayıcı politikalar yerine işbirliğine dayalı bir yaklaşım benimsenmesi, hem istihdamın korunması hem de yeşil dönüşümün hızlandırılması açısından daha gerçekçi bir yol olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde AB ile Türkiye arasında yapılacak müzakereler, bu denklemin seyrini belirleyecek.