Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, İsrail ile imzalanan anlaşmanın amacının, İsrail işgalinin sona ermesi, devlet egemenliğinin yeniden tesisi ve yerinden edilenlerin geri dönmesi olduğunu belirtti. Selam, başkent Beyrut'ta yaptığı açıklamada, anlaşmanın iki ülke arasındaki uzun süreli çatışmalara son vermek için tarihi bir fırsat sunduğunu ifade etti. Anlaşma kapsamında Lübnan ordusunun güneydeki kontrolü devralacağı ve Birleşmiş Milletler Gücü (UNIFIL) ile koordineli çalışacağı bildirildi.
Anlaşmanın Detayları ve Tarafların Beklentileri
Başbakan Selam, anlaşmanın Lübnan'ın toprak bütünlüğünü garanti altına aldığını ve egemenlik haklarının iadesini sağladığını vurguladı. Anlaşmaya göre, işgal altındaki bölgelerden İsrail güçlerinin aşamalı olarak çekilmesi ve Güney Lübnan'da güvenlik düzenlemelerinin yapılması öngörülüyor. Ayrıca, savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce Lübnanlının güvenli bir şekilde geri dönmesi için mekanizmalar oluşturulacak. Nevvaf Selam, "Bu anlaşma, ülkemizin geleceği için bir dönüm noktasıdır. Artık barış ve istikrar dönemine adım atıyoruz" dedi.
Ekonomik ve Sosyal Yansımalar
Uzmanlar, anlaşmanın Lübnan ekonomisi üzerinde olumlu etkiler yaratmasını bekliyor. Güney bölgesinde tarım ve turizmin canlanması, enerji ve altyapı yatırımlarının önünün açılması öngörülüyor. Lübnan, yıllardır süren siyasi ve ekonomik krizlerle mücadele ediyor; bu anlaşma ile birlikte ülkeye yabancı yatırımların artması ve uluslararası yardımların hızlanması umuluyor. Ayrıca, yerinden edilen nüfusun geri dönüşü, konut ve temel hizmetlerde acil ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Hükümet, BM ve sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle bir yeniden yapılandırma planı hazırlıyor.
Lübnan'da 1975-1990 iç savaşı ve ardından gelen işgaller ülkeyi derinden etkiledi. İsrail, 2006 savaşından bu yana güney Lübnan'da varlığını sürdürüyor, ancak zaman zaman çatışmalar alevleniyordu. Bu anlaşma, bölgesel güçlerin ve Batılı ülkelerin arabuluculuğunda son şeklini aldı. Başbakan Selam, anlaşmanın Lübnan'ın tüm kesimlerini kapsayıcı bir siyasi diyalog süreci ile desteklenmesi gerektiğini belirtti. Anlaşmanın başarısı, tüm tarafların taahhütlerine uymasına ve uluslararası toplumun desteğine bağlı.