Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) yayımladığı yeni rapor, küresel et tüketiminin son 60 yılda yaklaşık dört kat artarak rekor seviyeye ulaştığını gösteriyor. Rapora göre, 1961 yılında kişi başına yıllık ortalama et tüketimi 23 kilogram iken, bugün bu rakam 43 kilograma yükseldi. En çarpıcı artış ise tavuk etinde yaşandı: 1961'de yılda sadece 3 kilogram olan kişi başı tavuk tüketimi, bugün altı kat artarak 18 kilograma ulaştı.
Et tüketimindeki dönüşümün nedenleri
Rapor, et tüketimindeki bu devasa artışı nüfus artışı, gelir düzeyinin yükselmesi ve kentleşmeye bağlıyor. Gelişmekte olan ülkelerde orta sınıfın genişlemesiyle birlikte et talebi hızla yükselirken, gelişmiş ülkelerde tüketim daha yavaş bir artış gösteriyor. Özellikle Asya ve Afrika'da et tüketimi, son 20 yılda ikiye katlandı. Raporda, küresel et arzının 1961'de 71 milyon ton seviyesindeyken 2021'de 337 milyon tona ulaştığı belirtiliyor. En büyük üretici konumundaki Çin, dünya et üretiminin yaklaşık yüzde 28'ini karşılarken, onu ABD ve Brezilya takip ediyor.
Çevresel ve sağlık etkileri
Artan et tüketiminin çevresel etkileri de raporda ele alınıyor. Hayvancılık sektörü, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 14,5'inden sorumlu tutuluyor. Rapora göre, et üretimi için kullanılan su ve arazi miktarı da giderek artıyor. Bir kilogram sığır eti üretmek için yaklaşık 15.000 litre su gerekiyor. Öte yandan, aşırı et tüketiminin kalp hastalıkları ve bazı kanser türleriyle bağlantılı olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konuyor. FAO uzmanları, sürdürülebilir beslenme için kırmızı et tüketiminin azaltılması ve bitkisel protein kaynaklarına yönelinmesi gerektiğini vurguluyor.
Tavuk etinin popülerlik kazanmasının altında yatan nedenler arasında daha düşük maliyet, daha hızlı üretim döngüsü ve dinî kısıtlamalara uygunluk sayılıyor. Özellikle Müslüman ve Musevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde tavuk eti, domuz etine göre daha çok tercih ediliyor. Ayrıca tavuk, sığır ve kuzuya kıyasla daha az sera gazı emisyonu ve su tüketimi gerektiriyor.
Raporda ayrıca, 2050 yılına kadar küresel et talebinin yüzde 50 daha artabileceği öngörülüyor. Bu senaryo, gıda güvenliği ve iklim değişikliği bağlamında ciddi soruları beraberinde getiriyor. Uzmanlar, et tüketimindeki eğilimin sürdürülebilir olmadığını ve hem bireysel hem de politik düzeyde önlem alınması gerektiğini belirtiyor. Raporda, hükümetlere et tüketimi konusunda farkındalık kampanyaları yürütme, bitkisel protein yatırımlarını teşvik etme ve hayvancılık sektöründe verimliliği artırma çağrısı yapılıyor.
Dünyanın en büyük et tüketicileri arasında ABD, Avustralya ve Arjantin gibi ülkeler başı çekiyor. ABD'de kişi başına yıllık et tüketimi 124 kilogram ile dünya ortalamasının neredeyse üç katı. Buna karşılık, Hindistan gibi ülkelerde dini ve kültürel nedenlerle et tüketimi oldukça düşük seyrediyor. Uzmanlar, gelişmekte olan ülkelerdeki artışın sürmesi halinde, küresel et arzında yeni bir dalga daha yaşanacağını tahmin ediyor.
FAO raporu ayrıca, et endüstrisinin ekonomik boyutuna da dikkat çekiyor. Küresel et pazarının büyüklüğünün 1 trilyon doları aştığı tahmin ediliyor. Bu sektörde milyonlarca kişi istihdam edilirken, küçük ölçekli üreticiler büyük şirketlerle rekabette zorlanıyor. Sürdürülebilirlik ve hayvan refahı konularındaki artan endişelere rağmen, et tüketiminin kısa vadede düşmesi beklenmiyor.
Raporda ayrıca, laboratuvar ortamında üretilen yapay et ve bitkisel bazlı alternatiflerin gelecekte et tüketimini etkileyebileceği belirtiliyor. Bu ürünlerin pazar payı henüz yüzde 1'in altında olsa da, yıllık yüzde 20'ye varan büyüme oranları dikkat çekiyor. Uzmanlar, teknolojinin gelişmesi ve maliyetlerin düşmesiyle alternatif protein kaynaklarının daha ulaşılabilir hale geleceğini öngörüyor.
Sonuç olarak, dünya genelinde artan et tüketimi hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. Beslenme alışkanlıklarımızın gezegenimiz üzerindeki etkisini kabul ederek, daha bilinçli tüketim modellerine yönelmek kaçınılmaz görünüyor. Bu dengeyi sağlamak, hem bugünün hem de gelecek nesillerin refahı için kritik önem taşıyor.