Onlarca yıldır dünyanın dört bir yanından binlerce insanın duyduğunu iddia ettiği, bilim kurgu teorilerine bile konu olan gizemli “Uğultu” (The Hum) sesinin kaynağı tıp dünyası tarafından tespit edildi. Uzmanlar, sesin dış dünyadan değil, insan kulağının içinden geldiğini saptadı.
Gizemli Uğultu: Küresel Bir Fenomen
1960’lardan bu yana rapor edilen ve özellikle Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya ve Uzak Doğu’da hissedilen bu düşük frekanslı ses, çoğu zaman bir dizel motorun rölantide çalışmasına benzetiliyor. İngiltere’nin Bristol kentinde yapılan bir araştırmada, nüfusun yaklaşık %2’sinin bu sesi duyduğu belirlenmişti. Ses genellikle geceleri ve sessiz ortamlarda daha belirgin hale geliyor. Birçok kişi için yaşam kalitesini düşüren bu durum, uykusuzluk, baş ağrısı ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlara yol açabiliyor. 2023’te İsviçre’de yapılan bir çalışma, etkilenen bireylerin beyin taramalarında, normal işitme testlerinden farklı bir aktivite paterni gösterdiğini ortaya koydu. Ancak kaynağın ne olduğu yıllarca muamma olarak kaldı.
Bilimsel Çözüm: Kulak İçi Kasları
Sonunda, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Londra Üniversite Koleji iş birliğiyle yürütülen kapsamlı bir çalışma, gizemin perdesini araladı. Araştırma ekibi, “Uğultu”yu duyduğunu söyleyen 50 gönüllü ile bu sesi duymayan 50 kişiyi karşılaştırdı. Yüksek çözünürlüklü MRI ve timpanometri gibi ileri görüntüleme yöntemleriyle yapılan incelemelerde, uğultu duyan bireylerin orta kulaktaki tensor timpani ve stapedius kaslarında istemsiz, sürekli kasılmalar tespit edildi. Bu kasılmalar, kulak zarında ve kemikçiklerde mikroskobik titreşimler yaratarak düşük frekanslı bir ses algısına neden oluyor. Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, “Bu kasılmalar, çoğu zaman fark edilmeyen bir tür ‘mikro-miyoklonus’ – yani küçük çaplı kas seğirmeleri. Stres, yorgunluk ve kafein gibi faktörler bu durumu tetikleyebiliyor” dedi.
Neden Herkes Duymuyor?
Bilim insanları, bu kasılmaların herkeste potansiyel olarak var olduğunu, ancak çoğu insanın bunları bilinçli olarak algılamadığını belirtiyor. Beyindeki işitsel filtreleme mekanizması, normalde bu iç sesleri bastırıyor. Ancak bazı kişilerde bu filtreleme zayıf olduğu için uğultu fark edilir hale geliyor. Genetik yatkınlık, anksiyete bozuklukları veya temporomandibular eklem (çene) sorunları gibi faktörler de riski artırıyor. Ayrıca, 2019’da yapılan bir çalışma, uğultu duyan bireylerin işitsel kortekslerinin daha hassas olduğunu ve dış dünyadaki düşük frekanslı seslere de aşırı tepki verdiğini göstermişti. Şu an için kesin bir tedavi bulunmamakla birlikte, bazı hastalarda biofeedback ve ses terapisi gibi yöntemler olumlu sonuçlar veriyor.
Bu gelişme, yıllardır süregelen bir gizemi çözmüş gibi görünse de, bazı sorular hala cevapsız. Örneğin, neden sadece belirli coğrafyalarda yoğunlaşıyor? Yoksa bu, ortam gürültüsünün daha az olduğu kırsal alanlarda sesin daha kolay fark edilmesiyle mi ilgili? Uzmanlar, çalışmanın devam ettiğini ve daha geniş kapsamlı bir araştırma için uluslararası bir konsorsiyum kurmayı planladıklarını ifade ediyor. Sonuç olarak, “Uğultu” artık bilinmeyen bir fenomen değil; ancak her yeni cevapla birlikte yeni soruların da kapısı aralanıyor. Görünen o ki, iç kulak hücrelerimiz sandığımızdan daha fazla “ses” çıkarıyor.