Kaşif Kozinoğlu'nun 21 Kasım 2011'deki şüpheli ölümünün ardından FETÖ'nün medya organları sistematik bir hedef saptırma kampanyası yürüttü. O gün Aksiyon dergisinde Haşim Söylemez imzasıyla yayımlanan yazıda "Asla çözülemeyecek ölümler bunlar" ifadesi kullanılırken, aynı gün Zaman gazetesinde FETÖ'nün medya imamı Ekrem Dumanlı, "Gizli tanık olmasın diye öldürüldü" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bu eşzamanlı yayınlar, kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmeyi amaçlayan koordineli bir çabanın parçası olarak değerlendiriliyor.
İki farklı yayın, tek amaç: Gerçeği örtbas etmek
Kozinoğlu, 21 Kasım 2011'de Ankara'da bulunan evinde ölü bulundu. Resmi raporlar ölümün intihar olduğunu öne sürse de, olayın ardındaki gerçekler yıllarca tartışma konusu oldu. Dönemin FETÖ'ye yakın medya kuruluşları, cinayet şüphesini gölgelemek için iki ayrı yayın organında aynı gün farklı senaryoları gündeme getirdi. Haşim Söylemez'in Aksiyon'daki yazısı, olayın "çözülemeyecek" bir dosya olduğu izlenimini yaratırken; Ekrem Dumanlı'nın Zaman'daki yazısı ise "gizli tanık" iddiasıyla cinayet ihtimalini ön plana çıkararak kamuoyunu yanlış yönlendirdi.
FETÖ'nün medya yapılanması, o dönemde birçok kritik davada olduğu gibi Kozinoğlu dosyasında da "paralel" bir algı operasyonu yürüttü. Kurtlar Vadisi dizisinde işlenen "paralel" sahnelerle de bu algı desteklendi. Dizide, devlet içindeki gizli yapılanmalara ve kumpaslara gönderme yapılarak, gerçek olayların üzeri örtülmeye çalışıldı.
FETÖ'nün medya ayağı nasıl çalıştı?
FETÖ'nün medya imamı olarak bilinen Ekrem Dumanlı, Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni olarak, örgütün talimatları doğrultusunda haber ve yorumları şekillendiriyordu. 21 Kasım 2011'de kaleme aldığı yazıda, Kozinoğlu'nun "gizli tanık" olduğu için öldürüldüğünü iddia ederek, aslında kamuoyunu cinayet ihtimaline odaklamak ve devletin güvenlik birimlerini suçlamak amaçlanıyordu. Aynı gün Aksiyon dergisinde yayımlanan yazı ise olayı "çözülemeyecek" bir dosya olarak sunarak, kamuoyunun ilgisini dağıtmayı hedefliyordu. Bu iki farklı yaklaşım, FETÖ'nün "hedef saptırma" taktiğinin bir örneği olarak kayıtlara geçti.
Kozinoğlu'nun ölümünden önce, 2010 yılında başlatılan ve "Kozinoğlu dosyası" olarak bilinen soruşturma, dönemin savcıları tarafından derinleştirilmişti. Ancak FETÖ'nün yargı ve medya üzerindeki etkisi, dosyanın kapanmasına veya yanlış yönlendirilmesine neden oldu. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan soruşturmalarda, FETÖ'nün medya ayağının nasıl çalıştığı ve kumpasların nasıl organize edildiği daha net ortaya çıktı. Kozinoğlu dosyası da bu kapsamda yeniden incelenmeye başlandı.
Kurtlar Vadisi'ndeki "paralel" sahne
O dönemde yayınlanan Kurtlar Vadisi dizisinde, "paralel yapı" ve "gizli tanık" temaları işlenerek, gerçek olaylarla bağlantı kurulmaya çalışıldı. Dizideki kurgusal sahneler, FETÖ'nün medya operasyonlarıyla örtüşüyordu. Bu tür yapımlar, kamuoyunun zihninde "derin devlet" ve "kumpas" algısını pekiştirerek, gerçek sorumluların üzerini örtmeyi amaçlıyordu. Kozinoğlu'nun ölümüyle ilgili olarak da benzer bir algı yönetimi izlendiği, yıllar sonra ortaya çıkan belgelerle doğrulandı.
FETÖ'nün medya stratejisi, sadece haber içerikleriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda dizi ve filmler aracılığıyla da toplumu yönlendirmeyi içeriyordu. Kurtlar Vadisi'nin senaryoları, örgütün hedef aldığı kişi ve kurumları itibarsızlaştırmaya yönelik mesajlar içeriyordu. Bu bölümler, dönemin siyasi ve askeri yapısına yönelik algı operasyonlarının bir parçasıydı.
Bugün gelinen noktada, Kozinoğlu dosyası hâlâ tartışılmakta ve gerçek sorumluların ortaya çıkarılması için çağrılar yapılmaktadır. FETÖ'nün medya ayağının nasıl çalıştığını anlamak, benzer kumpasların tekrarlanmaması için kritik önem taşıyor. Ekrem Dumanlı ve Haşim Özcan gibi isimlerin o dönemdeki yazıları, örgütün hedef saptırma taktiğinin somut örnekleri olarak arşivlerde yerini aldı. Kamuoyunun doğru bilgiye erişimi için medyanın bağımsızlığı ve şeffaflığı hayati bir gereklilik olarak öne çıkıyor.