Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “Ailem Güvende” adı altında yürütülen ve LGBTİ+ bireyleri hedef alan operasyonlara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. KESK, hukuksuzca gözaltına alınanların derhal serbest bırakılması, operasyon kapsamında erişim kısıtlaması getirilen web sayfaları ve sosyal medya hesaplarına yönelik engellerin kaldırılması çağrısında bulundu.
KESK: “Ayrımcılık Yasağı İhlal Ediliyor”
KESK tarafından yapılan açıklamada, “Ailem Güvende” operasyonlarının siyasal iktidar tarafından yürütülen ayrımcı politikaların bir parçası olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Siyasal iktidar, ayrımcılık yasağını ihlal etmektedir. Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağına ilişkin hükümleri açıkça çiğnenmektedir” denildi.
KESK, operasyonlar kapsamında LGBTİ+ bireylerin hedef alınmasının toplumsal barışı ve hukuk devletini zedelediğini belirterek, “Hiçbir gerekçe, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı meşrulaştıramaz. Gözaltına alınanların tamamı serbest bırakılmalı, haklarında başlatılan hukuki süreçler derhal sonlandırılmalıdır” ifadelerine yer verdi.
Operasyonların Hukuki Dayanağı Tartışmalı
“Ailem Güvende” adıyla duyurulan operasyonların hukuki dayanağı belirsizliğini koruyor. KESK, operasyonların “aile değerlerini koruma” söylemi altında yürütüldüğünü ancak bunun ayrımcılığı derinleştirdiğini savundu. Açıklamada, “Aile kavramı üzerinden yürütülen bu tür kampanyalar, toplumun bir kesimini ötekileştirmekte ve nefret suçlarını tetiklemektedir. İktidar, tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğu gerçeğini kabul etmelidir” görüşü dile getirildi.
Sendika, ayrıca operasyonlar sırasında gözaltına alınanların sayısına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadığını, gözaltı süreçlerinin şeffaf yürütülmediğini belirtti. KESK, “Gözaltına alınanların nerede tutulduğu, sağlık durumları ve haklarına erişimleri konusunda ciddi endişelerimiz var. Yetkililer derhal bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmalıdır” dedi.
Erişim Engelleri ve Sansür Talebi
KESK, operasyonlar kapsamında bazı web siteleri ve sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildiğini hatırlatarak, bu engellerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini savundu. “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti Anayasa’nın 26. maddesiyle koruma altındadır. Erişim engelleri keyfi ve hukuksuzdur. Tüm engellerin kaldırılması, ifade özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi için gereklidir” çağrısı yapıldı.
Açıklamada, sendikal mücadelenin ayrımcılığa karşı ortak bir duruş sergilemesi gerektiği vurgulandı. KESK, “Bizler, emekçilerin ve tüm ezilenlerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. LGBTİ+ bireylerin yanındayız. Ayrımcılığın her türüne karşı mücadelemiz sürecektir” ifadelerini kullandı.
Arka Plan: Benzer Operasyonlar ve Tepkiler
Son yıllarda Türkiye’de LGBTİ+ bireylere yönelik çeşitli operasyonlar ve baskılar gündeme gelmişti. Özellikle 2023 ve 2024 yıllarında bazı üniversitelerde LGBTİ+ topluluklarının etkinlikleri yasaklanmış, onur yürüyüşleri polis müdahalesiyle engellenmişti. Sivil toplum kuruluşları, bu tür uygulamaların Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu defalarca dile getirmişti.
Uluslararası insan hakları örgütleri de Türkiye’deki LGBTİ+ haklarına yönelik ihlalleri raporlarına taşımış, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlar zaman zaman endişelerini ifade etmişti. Ancak hükümet yetkilileri, operasyonların “kamu düzenini koruma” amacı taşıdığını savunuyor.
KESK’in açıklaması, sendikal hareketin ayrımcılığa karşı tutumunu bir kez daha ortaya koyması bakımından dikkat çekici. Konfederasyon, daha önce de kadın hakları, çevre ve emek mücadelesi gibi konularda hükümet politikalarını eleştirmişti. Bu son açıklama, LGBTİ+ haklarının sendikal mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor.
Bağımsız Değerlendirme: Ayrımcılıkla Mücadelede Sendikaların Rolü
KESK’in “Ailem Güvende” operasyonlarına yönelik tepkisi, sendikaların sadece ekonomik haklar değil, aynı zamanda temel insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konusunda da aktif rol alması gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak bu tür açıklamaların somut sonuçlar doğurması için geniş bir toplumsal ittifak ve hukuki mücadele şart. Ayrımcılık yasağının ihlali iddiaları yargıya taşınmadıkça ve uluslararası platformlarda takip edilmedikçe, söylem düzeyinde kalmaya mahkûm görünüyor.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı yasaklıyor. Dolayısıyla hükümetin, “Ailem Güvende” gibi operasyonlarla bu yükümlülüklerini ihlal etmesi, sadece iç hukuk değil, uluslararası hukuk açısından da sorunlu. Sivil toplumun ve sendikaların baskısı, bu ihlallerin sona erdirilmesi için kritik önemde.
Önümüzdeki günlerde operasyonların seyri ve gözaltına alınanların durumu, meselenin ne kadar derinleşeceğini gösterecek. KESK’in çağrısı, ayrımcılığa karşı mücadelede birleşik bir sesin gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor.