Karadeniz Bölgesi’nin doğa harikası yaylaları, son yıllarda artan rant odaklı yapılaşma ve turizm yatırımlarıyla tehdit altında. Özellikle Trabzon, Rize ve Artvin’deki yüksek kesimlerde, betonlaşma ve plansız yapılaşma doğal peyzajı bozuyor. Yerel halk ve çevre örgütleri, bu eşsiz alanların korunması için acil önlem alınmasını talep ediyor.
Rant hırsı ve denetimsizlik
Bölgedeki yaylalar, yaz aylarında binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Ancak bu yoğun ilgi, kontrolsüz yapılaşmayı da beraberinde getirdi. Özellikle yayla evleri ve otel projeleri, doğal dokuyla uyumsuz beton yapılarla çevreyi tahrip ediyor. Rize’nin Ayder Yaylası ve Trabzon’un Uzungöl’ü, bu sorunun en bilinen örnekleri arasında. Çevre aktivistleri, büyükşehir belediyelerinin ve il özel idarelerinin denetimleri yetersiz bulduğunu, imar affı uygulamalarının da çarpık yapılaşmayı körüklediğini belirtiyor.
Doğal alanların betonlaşması
Yaylalarda betonlaşma sadece görüntü kirliliği yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda ekosisteme de zarar veriyor. Doç. Dr. Mehmet Yılmaz, “Yaylalar, biyolojik çeşitlilik açısından zengin alanlar. Kontrolsüz yapılaşma, bitki örtüsünü, su kaynaklarını ve yaban hayatını olumsuz etkiliyor. Ayrıca sel ve heyelan riskini artırıyor” diyor. Bölgedeki su kaynakları, tarım alanları ve meralar, yapılaşma baskısı altında. Yaylacılık geleneği de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Üç yıl önce yayımlanan bir bilimsel çalışma, Karadeniz yaylalarındaki yapılaşmanın son on yılda %150 arttığına dikkat çekiyor. Bu artış, özellikle büyük turizm yatırımları ve ikinci konut projeleriyle hız kazandı. Yayla yollarının genişletilmesi ve asfaltlanması da doğal yapıyı bozan diğer etkenler arasında.
Koruma çabaları ve çözüm önerileri
Doğal sit alanı statüsü kazanan bazı yaylalar, koruma altına alınmaya çalışılıyor. Ancak çevre örgütleri, bu korumanın yeterli olmadığını, fiili denetim ve caydırıcı cezaların gerektiğini savunuyor. Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden akademisyenler, yaylalarda sürdürülebilir turizm modelinin benimsenmesini öneriyor. Bu kapsamda, ahşap ve doğal malzeme esaslı yapılaşma, kapasite sınırlaması ve atık yönetimi gibi önlemler gündeme geliyor. Yerel yöneticiler ise, turizm potansiyelinden fedakarlık etmeden korumayı dengelemekte zorlandıklarını ifade ediyor.
Sonuç olarak, Karadeniz’in yaylaları, rant baskısı ve koruma politikaları arasında sıkışmış durumda. Plansız yapılaşma ve betonlaşma, bu eşsiz ekosistemi geri dönülemez biçimde tehdit ediyor. Toplumsal duyarlılığın artması ve yerel yönetimlerin kararlı adımlar atması, yaylaların geleceği için belirleyici olacak.