İzmir'de 2020 yılındaki depremde yıkılan okulların yerine yenilerinin inşa edilmemesi ve enflasyon nedeniyle eğitim maliyetlerinin fahiş artışı, 2024-2025 eğitim-öğretim yılına gölge düşürdü. Uzmanlar, kamusal eğitimin yükünün tamamen velilerin sırtına yıkıldığını ve bu durumun bir neslin kaybına yol açabileceği uyarısında bulundu. Veliler, artan okul masrafları, kırtasiye giderleri ve servis ücretleriyle baş etmeye çalışırken, devletin eğitimdeki sorumluluğunu yerine getirmediği eleştirisi giderek güçleniyor. Deprem sonrası yapılması vaat edilen okulların büyük bir kısmı hâlâ tamamlanmadı; öğrenciler konteyner sınıflarda veya başka okullarda çift vardiya eğitim görüyor.
Yıkılan Okulların Yerine Yenileri Yapılmadı
İzmir'in Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka ilçelerinde 30 Ekim 2020'de meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde birçok okul binası hasar gördü veya yıkıldı. Aradan geçen dört yıla rağmen, yıkılan okulların yerine yapılması planlanan modern binaların inşaatı büyük ölçüde tamamlanamadı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın verilerine göre, İzmir genelinde depremde ağır hasar gören 60'tan fazla okul binası bulunuyor. Bu okullardan sadece bir kısmı yeniden inşa edilebildi; birçoğu için ise ihale süreçleri devam ediyor veya henüz başlamadı. Öğrenciler, eğitimlerine konteyner kentlerde kurulan geçici sınıflarda veya komşu okullarda çift vardiya sistemiyle devam etmek zorunda kalıyor. Veliler, çocuklarının güvenli ve sağlıklı bir ortamda eğitim alamadığından yakınıyor.
Öte yandan, depremzede ailelerin barınma sorunları da devam ediyor. Birçok aile hâlâ konteyner kentlerde yaşıyor ve çocuklarının eğitim hayatı belirsizlik içinde. Eğitim uzmanları, bu koşulların öğrencilerin akademik başarısını olumsuz etkilediğini ve psikolojik travmalara yol açtığını belirtiyor.
Artan Maliyetler Velilerin Sırtında
Enflasyonun etkisiyle eğitim masrafları her geçen yıl katlanarak artıyor. Okul kayıt ücretleri, servis ücretleri, yemek, kırtasiye ve teknolojik ihtiyaçlar veliler için ciddi bir yük haline geldi. Özel okulların ücretleri ise orta gelirli ailelerin erişemeyeceği seviyelere ulaştı. Kamu okullarında ise "ücretsiz eğitim" ilkesi kağıt üzerinde kalsa da, velilerden toplanan bağışlar ve "gönüllü" katkılar adeta zorunlu hale geldi. Bazı okullarda akıllı tahta, projeksiyon cihazı gibi temel donanımların bile veliler tarafından karşılanması isteniyor. Eğitim-İş Sendikası'nın yaptığı bir araştırmaya göre, bir öğrencinin yıllık eğitim maliyeti devlet okullarında bile ortalama 15 bin TL'yi buluyor. Bu rakam, asgari ücretle geçinen bir ailenin bütçesinde büyük bir delik açıyor.
Uzmanlar, kamusal eğitimin finansmanının yetersiz olduğunu ve devletin eğitime ayırdığı bütçenin gayri safi yurt içi hasılaya oranının OECD ülkelerinin çok altında kaldığını ifade ediyor. Türkiye'de eğitim harcamalarının GSYH'ye oranı yüzde 4 civarında seyrederken, OECD ortalaması yüzde 5'in üzerinde. Bu durum, okulların temel ihtiyaçlarının bile karşılanamamasına yol açıyor.
Uzmanlardan Çarpıcı Uyarı: Nesil Kaybı Tehlikesi
Eğitim bilimci Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, yaşanan krizin sadece fiziksel koşullarla sınırlı olmadığını belirterek, "Deprem sonrası yıkılan okulların yerine yenilerinin yapılmaması, artan maliyetler ve kamusal eğitimin çöküşü, bir neslin kaybına yol açabilir. Çocuklarımız nitelikli eğitimden mahrum kalıyor, psikolojik olarak yıpranıyor ve geleceğe dair umutlarını yitiriyor. Devlet, eğitimdeki sorumluluğunu acilen yerine getirmelidir" dedi. Yılmaz, eğitimde fırsat eşitliğinin ortadan kalktığını, özel okullara giden azınlık bir kesimin iyi eğitim alırken, dar gelirli ailelerin çocuklarının kalitesiz eğitimle baş başa kaldığını vurguladı.
Benzer şekilde, Eğitim Reformu Girişimi (ERG) tarafından yayımlanan bir rapor, deprem bölgesindeki okulların yeniden inşasının hızlandırılması ve eğitim bütçesinin artırılması çağrısında bulundu. Raporda, "Deprem sonrası eğitimde yaşanan aksaklıklar, uzun vadede toplumsal eşitsizlikleri derinleştirecek ve nitelikli iş gücü kaybına neden olacaktır" ifadeleri yer aldı.
Hükümetin Eğitim Politikaları Tartışılıyor
İktidar partisi yetkilileri, deprem konutları ve okulların yapımının devam ettiğini, pandemi ve ekonomik koşullar nedeniyle gecikmeler yaşandığını savunuyor. Milli Eğitim Bakanı, son açıklamasında "İzmir'deki okulların tamamını en kısa sürede yeniden inşa edeceğiz" sözünü yineledi. Ancak muhalefet partileri, hükümetin eğitime yeterli kaynak ayırmadığını ve deprem bölgesindeki ihalelerde usulsüzlükler olduğunu iddia ediyor. CHP İzmir Milletvekili, "Depremde yıkılan okulların yerine hâlâ yeni binalar yapılmadı. Çocuklarımız konteynerlerde eğitim görüyor. Bu utanç verici bir tablodur" diyerek tepki gösterdi.
Eğitim sendikaları da hükümeti eleştirerek, eğitim bütçesinin artırılması ve okulların bir an önce yapılması için kampanya başlattı. Veliler ise çocuklarının geleceği için endişeli. Bir veli, "Çocuğumun okulu depremde yıkıldı, hâlâ yenisini yapmadılar. Her yıl artan masraflarla boğuşuyoruz. Devlet nerede?" diye sordu.
Çözüm Arayışları ve Beklentiler
Uzmanlar, eğitim krizinin çözülmesi için acil adımlar atılması gerektiğini belirtiyor. Öneriler arasında, deprem bölgesindeki okulların inşasının hızlandırılması, eğitim bütçesinin GSYH'ye oranının en az yüzde 6'ya çıkarılması, velilerden alınan "bağış" adı altındaki ücretlerin yasaklanması ve öğretmen atamalarının artırılması yer alıyor. Ayrıca, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için dar gelirli ailelere doğrudan destek verilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ancak mevcut koşullarda, yeni eğitim yılı da veliler ve öğrenciler için zorlu geçecek gibi görünüyor. İzmir'deki depremzede öğrenciler, bir yandan eğitimlerine devam etmeye çalışırken, diğer yandan barınma ve maddi sıkıntılarla mücadele ediyor. Kamusal eğitimin güçlendirilmesi ve deprem sonrası yaraların sarılması için atılacak adımlar, Türkiye'nin geleceği açısından kritik önem taşıyor. Aksi halde, uzmanların dile getirdiği "nesil kaybı" kaçınılmaz hale gelebilir.