İzmir'in Karaburun ilçesi açıklarında dalış yapan amatör bir dalgıç, deniz tabanında Doğu Roma İmparatorluğu dönemine ait altın bir sikke buldu. Yaklaşık 2-3 metre derinlikte bulunan ve 969-976 yılları arasında tahtta olan İmparator I. Ioannes Tzimiskes dönemine ait olduğu belirlenen sikke, İzmir Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildi. Uzmanlar, eserin nadir bulunan bir örnek olduğunu ve bölgenin tarihi zenginliğini gözler önüne serdiğini belirtiyor.
Sikkenin Bulunuşu ve İlk İncelemeler
Olay, geçtiğimiz günlerde Karaburun'un Mordoğan açıklarında gerçekleşti. Amatör dalgıç, dalış sırasında deniz tabanında parlayan bir cisim fark etti ve incelediğinde bunun altın bir sikke olduğunu gördü. Sikkeyi karaya çıkaran dalgıç, durumu yetkililere bildirdi. İzmir Arkeoloji Müzesi'ne teslim edilen sikke üzerinde yapılan ilk incelemelerde, eserin Doğu Roma İmparatorluğu'nun 969-976 yılları arasında hüküm süren İmparator I. Ioannes Tzimiskes dönemine ait olduğu tespit edildi. Uzmanlar, sikkenin altın içeriği ve işçiliğiyle dönemin ekonomik ve sanatsal özelliklerini yansıttığını ifade ediyor.
Tarihi ve Arkeolojik Değeri
Doğu Roma İmparatorluğu, 330-1453 yılları arasında varlığını sürdürmüş ve geniş bir coğrafyada etkili olmuş bir medeniyettir. I. Ioannes Tzimiskes, 969'da tahta çıkmış ve 976'daki ölümüne kadar hüküm sürmüştür. Onun döneminde basılan altın sikkeler, genellikle histamenon adı verilen ve yüksek saflıkta altından yapılan paralardı. Bu tür sikkeler, ticarette ve vergi ödemelerinde yaygın olarak kullanılırdı. Karaburun'da bulunan sikkenin, bölgedeki antik yerleşimler veya deniz ticareti yollarıyla bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Arkeologlar, sikkenin bulunduğu bölgede daha önce de çeşitli tarihi eserlerin çıkarıldığını, bunun da bölgenin stratejik önemini gösterdiğini belirtiyor.
Uzman Görüşleri ve Müze Süreci
İzmir Arkeoloji Müzesi yetkilileri, sikkenin koruma altına alındığını ve detaylı incelemenin sürdüğünü açıkladı. Uzmanlar, sikkenin nadir bulunan bir örnek olduğunu ve müzeye kazandırılmasının önemli olduğunu vurguluyor. Ancak, eserin ticari değeri hakkında henüz bir açıklama yapılmadı. Öte yandan, amatör dalgıcın sikkeyi teslim etmesi, kültürel mirasın korunması açısından olumlu bir örnek olarak değerlendiriliyor. Türkiye'de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre, bulunan tarihi eserlerin devlete teslim edilmesi zorunlu. Bu tür buluntular, hem arkeolojik hem de turistik açıdan bölgeye katkı sağlayabilir.
Bölgenin Tarihi Zenginliği ve Benzer Buluntular
Karaburun ve çevresi, antik çağlardan bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Özellikle Roma ve Doğu Roma dönemlerinde önemli bir liman ve ticaret merkezi olan bölge, zaman zaman deniz altında kalan yerleşimlere de sahiptir. Daha önce de İzmir çevresinde benzer sikkeler ve arkeolojik kalıntılar bulunmuştu. Örneğin, 2019'da Çeşme açıklarında Roma dönemine ait bir batık keşfedilmiş ve içinden çeşitli objeler çıkarılmıştı. Bu tür buluntular, Ege Denizi'nin tarih boyunca yoğun bir deniz ticareti ağına sahip olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, Karaburun'daki sikkenin de bu ağın bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.
Gelecek Araştırmalar ve Koruma Çalışmaları
İzmir Arkeoloji Müzesi, sikkenin sergilenip sergilenmeyeceği konusunda önümüzdeki günlerde karar verecek. Ayrıca, bölgede daha kapsamlı bir araştırma yapılması planlanıyor. Bu kapsamda, deniz altı arkeolojisi ekipleri tarafından Karaburun açıklarında detaylı taramalar gerçekleştirilebilir. Bu tür çalışmalar, hem bilimsel bilgi birikimine katkı sağlayacak hem de kültürel mirasın gün yüzüne çıkarılmasına yardımcı olacaktır. Öte yandan, amatör dalgıçların bilinçlendirilmesi ve tarihi eser kaçakçılığının önlenmesi için eğitim programları düzenlenmesi öneriliyor.
Sonuç olarak, İzmir'de bulunan bu altın sikke, sadece bir madeni para değil, aynı zamanda bin yıl öncesine ait bir hikayenin kapısını aralıyor. Doğu Roma İmparatorluğu'nun ihtişamını yansıtan bu eser, bölgenin tarih boyunca ne kadar önemli bir merkez olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması adına bu tür buluntuların doğru şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Yetkililerin yapacağı çalışmalar, hem arkeoloji dünyası hem de kamuoyu tarafından yakından takip edilecek.