İsveç'te 6 Eylül'de yapılan genel seçimlerde aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın (SD) büyük bir atılım yapacağı yönündeki endişeler, sandık çıkış anketlerinin merkez partilerin konumunu koruduğunu göstermesiyle boşa çıktı. Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif'in (AfD) yüzde 43,8 oyla kazandığı seçimin yarattığı tedirginlik, İsveç'te yerini temkinli bir rahatlamaya bıraktı.
Sandık Çıkış Anketleri Merkez Partileri İşaret Etti
Ülke genelinde yapılan sandık çıkış anketleri, iktidardaki Sosyal Demokratlar ve muhalefetteki Ilımlı Parti'nin oy oranlarını koruduğunu, aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın ise beklenen sıçramayı yapamadığını ortaya koydu. Seçim öncesi kamuoyu araştırmalarında SD'nin oyunu yüzde 20'nin üzerine çıkarabileceği konuşuluyordu. Ancak ilk sonuçlar, partinin bu seviyenin altında kaldığını ve göçmen karşıtı söylemin seçmen nezdinde sınırlı bir karşılık bulduğunu gösterdi.
Başbakan Stefan Löfven liderliğindeki Sosyal Demokratlar, anketlere göre yüzde 28 civarında oy alarak birinci parti olma özelliğini sürdürdü. Ilımlı Parti ise yüzde 20 bandında kalarak ana muhalefet konumunu pekiştirdi. Bu sonuçlar, İsveç siyasetinde son yıllarda artan kutuplaşmaya rağmen seçmenin merkezde kalma eğilimini koruduğu şeklinde yorumlandı.
Aşırı Sağın Yükselişi Neden Beklenti Haline Gelmişti?
İsveç, son on yılda göçmen karşıtı söylemin yükseldiği ve İsveç Demokratları'nın oy oranını kademeli olarak artırdığı bir ülke olarak dikkat çekiyordu. 2018 seçimlerinde yüzde 17,5 oy alan parti, bu kez iktidar ortağı olma hedefini açıkça dile getirmişti. Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükselişi, Almanya'daki AfD zaferi ve göçmen karşıtı söylemin normalleşmesi, İsveç'te de benzer bir sonucun çıkabileceği yönündeki beklentileri güçlendirmişti.
Ancak sandık çıkış anketleri, bu beklentilerin gerçekleşmediğini gösterdi. İsveç Demokratları'nın oy oranındaki artış sınırlı kaldı ve parti, hükümet kurma denkleminde belirleyici bir aktör haline gelemedi. Seçim sonuçları, İsveç seçmeninin ekonomik istikrar, iklim politikaları ve sosyal refah gibi konularda merkez partilere güvendiğini ortaya koydu.
Avrupa'da Aşırı Sağ Rüzgarı ve İsveç'in Farkı
Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD'nin yüzde 43,8 oyla kazandığı seçim, Avrupa'da aşırı sağın ne kadar güçlenebileceğini gözler önüne sermişti. Bu sonuç, İsveç'teki seçim öncesi atmosferi de etkiledi. Ancak İsveç'in siyasi kültürü, güçlü sendikal hareketi, yüksek seçim katılımı ve merkez partilerin ittifak geleneği, aşırı sağın tek başına iktidara yürümesini engelleyen faktörler arasında gösteriliyor.
Sandık çıkış anketleri, İsveç Demokratları'nın oyunu artırsa da bu artışın hükümeti belirleyecek düzeyde olmadığını ortaya koydu. Seçim sonrası süreçte merkez sağ ve merkez sol partilerin kuracağı koalisyonların belirleyici olacağı, aşırı sağın ise muhalefette kalacağı öngörülüyor. Bu tablo, Avrupa'da aşırı sağın yükselişine dair genel eğilimin İsveç özelinde aynı hızda ilerlemediğini gösteriyor.
Seçim Sonuçlarının Yansımaları
İsveç'teki seçim sonuçları, ülkenin AB içindeki konumunu ve göçmen politikalarını da etkileyecek. Sosyal Demokratlar liderliğindeki bir hükümetin, göçmen politikalarında daha dengeli bir çizgi izlemesi ve iklim hedeflerinde kararlı adımlar atması bekleniyor. Ilımlı Parti'nin ise vergi indirimleri ve iş dünyası dostu politikaları öne çıkaracağı ifade ediliyor.
Seçim sonuçları, Avrupa'da aşırı sağın yükselişine dair tartışmaları da yeniden şekillendirecek. Almanya'daki AfD zaferinin ardından İsveç'te merkez partilerin güçlü kalması, aşırı sağın her ülkede aynı hızda ilerlemediğini gösteriyor. Uzmanlar, İsveç seçmeninin ekonomik kaygılardan ziyade sosyal uyum ve istikrar arayışıyla hareket ettiğini belirtiyor.
Önümüzdeki günlerde kesinleşecek sonuçlarla birlikte İsveç'te hükümet kurma süreci başlayacak. Merkez partilerin ittifak arayışları, ülkenin gelecekteki siyasi yönünü belirleyecek. Aşırı sağın beklentilerin altında kalması, İsveç'te siyasi istikrarın korunduğu yönünde bir işaret olarak değerlendiriliyor.