İstanbul'da geçtiğimiz gün etkili olan şiddetli sağanak, kent genelinde su baskınlarına ve sele neden oldu. Prof. Dr. Ceyhun Özçelik, yaşanan felaketin boyutlarını istatistiksel verilerle değerlendirerek, Beykoz'da şehrin bir yılda alması gereken yağışın yaklaşık yüzde 40'ının, Sarıyer'de ise yüzde 30'unun sadece bir günde düştüğünü belirtti. Bu durumun, ocak ayının ilk haftalarına kadar alınması gereken yağış miktarının bir günde gerçekleşmesi anlamına geldiğini vurguladı.
Sel Sonrası Çarpıcı Tablo: Bir Günde Aylık Yağış
Prof. Dr. Özçelik'in açıklamalarına göre, İstanbul'un bazı ilçeleri adeta bir yıllık yağışın önemli bir bölümünü tek bir günde aldı. Beykoz'da yıllık yağış ortalamasının yaklaşık yüzde 40'ı, Sarıyer'de ise yüzde 30'u bir günde kaydedildi. Bu, normalde aylara yayılan yağışın çok kısa sürede ve şiddetli şekilde gerçekleşmesi anlamına geliyor. Uzmanlar, bu tür ekstrem hava olaylarının iklim değişikliğinin bir sonucu olarak sıklaşabileceğine işaret ediyor.
Meteorolojik verilere göre, İstanbul'da ocak ayının ilk haftalarına kadar beklenen yağış miktarının bir günde alınması, altyapı ve şehir planlaması açısından ciddi sorunları beraberinde getiriyor. Sel suları nedeniyle birçok cadde ve sokak göle döndü, araçlar mahsur kaldı, bazı binaların zemin katlarını su bastı. Acil ekipler, su tahliye çalışmalarına başladı. Can kaybı veya yaralanma olup olmadığına dair henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
İklim Değişikliği ve Kent Altyapısı Uyarısı
Prof. Dr. Ceyhun Özçelik gibi uzmanlar, bu tür ani ve şiddetli yağışların artık olağan hale geldiğini belirterek, kent altyapısının bu yeni koşullara uyum sağlaması gerektiğini vurguluyor. İstanbul gibi yoğun nüfuslu metropollerde yağmur suyu kanallarının kapasitesinin yetersiz kaldığı, dere yataklarının üzerinin kapatılması gibi plansız kentleşme uygulamalarının sel riskini artırdığı ifade ediliyor. Özçelik, "Bu ise istatistiksel anlamda ocak ayının ilk haftalarına kadar almamız gereken yağışın bir günde düşmesi demek. Altyapı bu yükü kaldıramıyor" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, sel sonrası temizlik ve hasar tespit çalışmalarını sürdürüyor. Vatandaşlar, özellikle dere yataklarına yakın bölgelerde tedbirli olmaları konusunda uyarıldı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, önümüzdeki günlerde de yağışlı havanın devam edebileceğini bildirdi.
Siyasi Yansımalar ve Çözüm Arayışları
Sel felaketi, siyasetin de gündemine oturdu. Muhalefet partileri, iktidarı kent altyapısına yeterli yatırım yapmamakla eleştirirken, yetkililer doğal afetlerin kaçınılmaz olduğunu ve ellerinden gelen müdahaleyi yaptıklarını savunuyor. Uzmanlar ise sorunun siyaset üstü bir yaklaşımla, bilimsel verilere dayalı olarak çözülmesi gerektiğini belirtiyor. İstanbul'un geleceği için yağmur suyu hasadı, yeşil alanların artırılması ve dere yataklarının ıslahı gibi projelerin hızlandırılması öneriliyor.
Öte yandan, sel nedeniyle bazı okullar tatil edildi, bazı metro ve metrobüs seferlerinde aksamalar yaşandı. Vatandaşlar, zorunlu olmadıkça trafiğe çıkmamaları konusunda uyarıldı. İstanbul Valiliği, selden etkilenen vatandaşlara yönelik yardım kampanyası başlatıldığını duyurdu.
Bilimsel Değerlendirme: Artık Yeni Bir Normalle Yüz Yüzeyiz
Prof. Dr. Ceyhun Özçelik'in verileri, iklim değişikliğinin etkilerini gözler önüne seriyor. Daha önceki yıllarda benzer şiddette yağışların daha uzun sürelere yayıldığını, ancak son yıllarda kısa sürede çok miktarda yağışın düştüğünü belirten Özçelik, bunun sel riskini katladığını ifade ediyor. Bu durum, şehirlerin dirençli hale getirilmesi için acil eylem planlarının devreye alınmasını zorunlu kılıyor. İstanbul gibi mega kentlerde, yağmur suyu yönetimi, yeşil çatı uygulamaları ve geçirgen yüzeylerin artırılması gibi çözümler öne çıkıyor.
Sel felaketinin ardından, İstanbul'da hasar tespit çalışmaları devam ederken, uzmanlar önümüzdeki günlerde yağışların sürebileceği uyarısında bulunuyor. Vatandaşların meteorolojik uyarıları takip etmeleri ve yetkililerin talimatlarına uymaları önem taşıyor. Bu tür afetlerin tekrarlanmaması için hem altyapı hem de iklim politikalarında köklü değişikliklere ihtiyaç duyulduğu bir kez daha ortaya çıktı.