İstanbul'un içme suyu ihtiyacını karşılayan barajlardaki doluluk oranı, İSKİ'nin açıkladığı verilere göre kritik seviyelere geriledi. 2025 yılının ilk sekiz ayında ortalama doluluk oranı yüzde 40,73 olarak ölçüldü. Bu rakam, 2024'ün aynı dönemine göre yaklaşık 6 puanlık bir düşüşe işaret ediyor. Uzmanlar, küresel iklim değişikliğinin etkileri ve artan su tüketiminin, megakentin su geleceği için ciddi risk oluşturduğunu vurguluyor.
İSKİ Verileri: 2024-2026 Karşılaştırması
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından derlenen verilere göre, 30 Ağustos'u kapsayan yılın 8 aylık döneminde baraj doluluk oranları yıllara göre belirgin bir dalgalanma gösteriyor. 2024 yılında bu oran yüzde 46,88 iken, 2025 yılında yüzde 40,73'e geriledi. 2026 yılı için ise henüz tamamlanmış bir veri bulunmamakla birlikte, öngörüler olumsuz yönde. Bu düşüşte, özellikle yaz aylarında yaşanan aşırı sıcaklar ve buharlaşmanın etkili olduğu belirtiliyor.
Barajlardaki Son Durum ve Nedenleri
İstanbul'a su sağlayan barajlar arasında Ömerli, Darlık, Terkos, Elmalı, Alibeyköy, Büyükçekmece, Sazlıdere, Istrancalar ve Kazandere gibi önemli su havzaları bulunuyor. Son ölçümlere göre, bu barajların bazılarında doluluk oranı yüzde 30'un altına düşmüş durumda. Uzmanlar, bu durumun başlıca nedenleri arasında şunları sıralıyor:
- Kuraklık: Son yıllarda yağış rejimindeki düzensizlikler, özellikle kış aylarında beklenen kar ve yağmurun yetersiz kalması, baraj beslenmesini olumsuz etkiliyor.
- İklim Değişikliği: Küresel ısınma, buharlaşma oranını artırarak su kaynaklarının daha hızlı tükenmesine yol açıyor.
- Nüfus Artışı ve Bilinçsiz Kullanım: İstanbul'un sürekli artan nüfusu ve sanayi faaliyetleri, su tüketimini her geçen gün artırıyor. Su tasarrufu konusunda toplumsal farkındalığın yetersiz olması da sorunu derinleştiriyor.
- Altyapı Kayıpları: Eski su şebekelerindeki sızıntılar, üretilen suyun önemli bir kısmının kaybolmasına neden oluyor.
Yetkililerden ve Uzmanlardan Uyarılar
İSKİ yetkilileri, su tasarrufunun önemine dikkat çekerken, vatandaşlara çağrıda bulunuyor. Yetkililer, özellikle bahçe sulama ve araç yıkama gibi faaliyetlerde tasarruflu olunması gerektiğini vurguluyor. Öte yandan, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyelerinden Prof. Dr. Orhan Şen, yaptığı değerlendirmede, "Barajlardaki doluluk oranlarındaki düşüş, sadece İstanbul'un değil, tüm Türkiye'nin su yönetimi politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yağmur suyu hasadı, atık suyun geri kazanımı ve buharlaşmayı azaltacak teknolojik yatırımlar gibi önlemler alınmalı" dedi. Şen, ayrıca mevcut baraj kapasitelerinin artırılması veya yeni su kaynakları bulunması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Geçmiş Yıllarla Karşılaştırma ve Gelecek Projeksiyonu
Geçmiş yıllara bakıldığında, İstanbul barajlarının doluluk oranlarının mevsimsel dalgalanmalar gösterdiği biliniyor. Ancak son on yılda genel eğilimin düşüş yönünde olduğu dikkat çekiyor. 2014 yılında yüzde 60'ların üzerinde seyreden oranlar, bazı kritik dönemlerde yüzde 20'lere kadar gerilemişti. Bu durum, kentsel su güvenliği açısından riskli bir tablo ortaya koyuyor. Uzmanlar, 2050 yılına kadar İstanbul'un su ihtiyacının bugünkünün neredeyse iki katına çıkacağını, bu nedenle uzun vadeli stratejilerin şimdiden devreye alınması gerektiğini belirtiyor. Yağışların yetersiz olduğu bu dönemde, Melen Çayı gibi alternatif kaynakların kapasitesinin artırılması ve arıtma tesislerinin modernize edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Su Kıtlığına Karşı Alınabilecek Önlemler
Suyun daha verimli kullanılması için bireysel ve kurumsal düzeyde çeşitli adımlar atılabilir:
- Evlerde su tasarruflu armatürler ve duş başlıkları kullanmak
- Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolu çalıştırmak
- Bahçelerde damla sulama sistemlerine geçmek
- Sanayi tesislerinde geri dönüşüm sistemlerini yaygınlaştırmak
- Kamu binalarında yağmur suyu toplama sistemleri kurmak
Alınacak bu tür önlemler, hem su kaynaklarının korunmasına hem de gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakılmasına katkı sağlayacaktır.
Değerlendirme
İstanbul'un su sorunu, yalnızca bir belediye meselesi olmaktan çıkmış, ulusal güvenlik boyutuna ulaşmıştır. Su, stratejik bir kaynak haline gelmiştir ve bu kaynağın yönetimi, yalnızca kuraklık dönemlerinde değil, her zaman planlı ve sürdürülebilir olmalıdır. Toplumun her kesiminin su bilinciyle hareket etmesi ve yetkililerin de uzun vadeli yatırımlar yapması, bu sorunun üstesinden gelmenin anahtarıdır. Aksi takdirde, önümüzdeki yıllarda daha ciddi su kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalabiliriz.