İsrailli diplomat ve yazar David Ben-Basat, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi'nin ardından The Jerusalem Post gazetesinde yayımladığı analizde, Türkiye'nin gelişen savunma sanayisi ve jeopolitik konumuyla NATO'nun en etkili üyelerinden biri haline geldiğini itiraf etti. Ben-Basat, Türkiye'nin ittifak içindeki rolünün artık masanın merkezine oturduğunu vurgulayarak, bu durumun Batı dünyası için hem fırsat hem de meydan okuma anlamına geldiğini yazdı.
Türkiye'nin Yükselen Gücü ve NATO'daki Rolü
Ben-Basat analizinde, Türkiye'nin son yıllarda yerli savunma sanayisinde kaydettiği devasa ilerlemelere dikkat çekti. İnsansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) alanında dünya liderlerinden biri haline gelen Türkiye'nin, bu teknolojileri NATO müttefikleriyle paylaşarak ittifakın savunma kapasitesine önemli katkılar sunduğunu belirtti. Ayrıca, Türkiye'nin Karadeniz'deki stratejik konumu, Orta Doğu ve Kafkaslar'a olan yakınlığı, göç ve enerji koridorları üzerindeki kontrolü gibi jeopolitik avantajlarının, NATO'nun güvenlik mimarisinde oynadığı kritik rolü pekiştirdiğini ifade etti.
Zirve Kararları ve Türkiye'nin Etkisi
Ankara'da gerçekleştirilen zirvede, NATO'nun yeni stratejik konsepti, savunma harcamalarının artırılması, doğu kanadının güçlendirilmesi ve terörle mücadele konuları ele alındı. Ben-Basat, Türkiye'nin özellikle terörle mücadele konusundaki hassasiyetini ve PKK/YPG'ye yönelik tutumunu zirve gündeminde başarıyla öne çıkardığını, böylece müttefiklerin bu konudaki desteğini aldığını yazdı. Ayrıca, Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın üyelik süreçlerindeki tutumunun, Ankara'nın pazarlık gücünü gösterdiğini ve ittifak içinde ağırlığını artırdığını ifade etti.
Batı İçin Yeni Denge Arayışı
Ben-Basat, Türkiye'nin NATO içindeki bu yükselişinin, Batı dünyası için yeni bir denge arayışını da beraberinde getirdiğini vurguladı. Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkileri, ABD ile yaşadığı S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılması gibi konuların, ittifak içinde hala çözülmeyi bekleyen başlıklar olduğunu hatırlattı. Ancak, Türkiye'nin güçlü bir müttefik olarak kalmasının, NATO'nun küresel etkinliği için vazgeçilmez olduğunu belirtti. Analist, Batı'nın Türkiye ile diyaloğu güçlendirerek bu dengeyi lehine çevirebileceğini, aksi halde Ankara'nın bağımsız hamlelerle ittifakı yönlendirmeye devam edebileceğini dile getirdi.
Değerlendirme
İsrailli bir diplomatın bu itirafı, Türkiye'nin uluslararası alanda geliştirdiği askeri ve diplomatik kapasitenin artık yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de kabul gördüğünün bir kanıtıdır. Türkiye'nin NATO'daki konumu, ülkenin bağımsız dış politika vizyonu ve savunma sanayisindeki atılımları sayesinde her geçen yıl güçlenmektedir. Bu durum, müttefiklerin Türkiye'yi daha fazla dikkate almasına yol açarken, ittifakın iç dinamiğinde de yeni bir döneme işaret etmektedir. Türkiye'nin, çıkarlarını korurken ittifakın ortak güvenliğine katkı sunma kapasitesi, onu NATO'nun masa merkezindeki aktörlerden biri haline getirmiştir.