Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) feshedilmesi, İsrail'in Suriye'yi etnik gruplar üzerinden bölme stratejisine ağır bir darbe indirdi. İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin Kürt kartını kaybetmesinin ardından sahadaki yeni dengelerin politika değişikliğini zorunlu kıldığını yazdı. Bu gelişme, bölgedeki güç mücadelesinde Ankara'nın da stratejik bir kazanımı olarak değerlendiriliyor.
SDG'nin feshi ve İsrail'in kaybı
Suriye'deki terör örgütü PKK'nın uzantısı olarak kabul edilen SDG'nin feshedilmesi, İsrail'in uzun süredir beslediği bölünmüş Suriye vizyonunu temelden sarstı. İsrail, 7 Ekim 2023 sonrası artan güvenlik endişeleriyle Suriye'nin kuzeydoğusundaki SDG'ye ve güneydeki Dürzi topluluklara yönelik angajmanını artırmış, bu grupları Şam yönetimine karşı birer koz olarak kullanmayı hedeflemişti. Ancak SDG'nin Şam ile entegrasyon kararı, İsrail'in bu kozunu elinden aldı. İbrani basını, Tel Aviv'in Kürt kartını kaybetmesinin ardından sahadaki yeni durumun politikalarını yeniden gözden geçirmeye zorladığını vurguluyor.
İsrail'in bölünme stratejisinin çöküşü
İsrail, Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir yaklaşımla, ülkenin kuzeyinde SDG'yi, güneyinde ise Dürzileri kullanarak merkezi otoriteyi zayıflatmayı ve Golan Tepeleri'ndeki işgalini pekiştirmeyi amaçlıyordu. Bu strateji, Suriye'nin zayıf olduğu dönemde kısmen işlemiş olsa da, SDG'nin silah bırakması ve Şam'ın otoritesini kabul etmesiyle çöktü. Uzmanlar, İsrail'in bu durumda Suriye'nin kuzeyinde yeni bir müttefik arayışına girebileceğini ancak bunun zorlu bir süreç olacağını belirtiyor. Bölgedeki Arap aşiretleri ve muhalif gruplar, İsrail'in bu planlarına mesafeli duruyor.
Ankara'nın kazanımı ve bölgesel denge
SDG'nin feshi, Türkiye'nin de uzun süredir mücadele ettiği bir gelişme olarak öne çıkıyor. Ankara, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridoruna karşı çıkıyor ve Şam'ın toprak bütünlüğünden yana tutum sergiliyor. Bu kapsamda, SDG'nin merkezi yönetime entegrasyonu, Türkiye'nin güvenlik endişelerini azaltacak önemli bir adım olarak görülüyor. İsrail'in bölünme politikasının çökmesi, bölgesel dengeleri de değiştirebilir. Özellikle İran ve Rusya'nın Suriye'deki varlığı göz önüne alındığında, Tel Aviv'in yeni bir strateji geliştirmesi kaçınılmaz görünüyor. İsrail'in bu noktada Şam ile dolaylı bir diyalog kurma veya askeri operasyonlarını sürdürme seçenekleri arasında sıkıştığı yorumları yapılıyor.
İsrail'in Suriye'deki bölünme politikasının çökmesi, sadece SDG'nin feshiyle sınırlı değil. Bu, aynı zamanda İsrail'in bölgedeki istihbarat ağlarının ve diplomatik nüfuzunun da zayıfladığını gösteriyor. Tel Aviv yönetimi, uzun yıllar boyunca Suriye'deki azınlık gruplarını kullanarak merkezi hükümeti zayıflatmaya çalıştı. Ancak bu grupların artık Şam ile müzakere etmeye başlaması, İsrail'in stratejik hesaplarını boşa çıkardı.
Öte yandan, bu gelişme Suriye'nin toprak bütünlüğü açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilse de, ülkenin geleceği hâlâ belirsizliğini koruyor. İsrail, Golan Tepeleri'ndeki işgalini sürdürüyor ve Suriye'nin güneyinde zaman zaman askeri operasyonlar gerçekleştiriyor. Bu durum, bölgede kalıcı bir istikrarın sağlanmasını engelliyor. Uluslararası toplumun bu sürece yaklaşımı, Suriye'nin geleceği açısından belirleyici olacak.
Sonuç olarak, SDG'nin feshedilmesi İsrail'in “bölünme illüzyonu”nun sona erdiğini gösteriyor. Tel Aviv'in bu yeni duruma uyum sağlaması, hem kendi güvenliği hem de bölgesel barış için kritik önem taşıyor. Bu süreçte Türkiye'nin de önemli bir aktör olarak öne çıkması, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilir.