İsrail yönetiminin, Suriye'de askerî etki alanlarının paylaşılmasını öngören bir öneriyi aracı bir ülke üzerinden Türkiye'ye ilettiği, Ankara'nın bu teklifi egemenlik ihlali olarak değerlendirip reddettiği öğrenildi. Konuya yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, İsrail tarafı, Suriye'nin güneyinde kendi güvenlik bölgesini genişletme ve bazı bölgelerde Türkiye ile fiili bir nüfuz paylaşımı oluşturma niyetini iletti. Türkiye ise Suriye'nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak, böyle bir dayatmayı kabul etmeyeceğini net biçimde ortaya koydu.
Teklifin İçeriği ve Aracı Ülke Diplomasisi
Edinilen bilgilere göre İsrail, Suriye'de son dönemde artan askerî hareketliliğini meşrulaştırmak ve sahadaki kazanımlarını kalıcı hale getirmek için bölgesel bir mutabakat arayışına girdi. Bu kapsamda, doğrudan Türkiye ile temas kurmak yerine aracı bir ülke üzerinden Ankara'ya bir öneri paketi iletildi. Pakette, Suriye'nin güneyinde İsrail'in kontrol ettiği bölgelerin tanınması, buna karşılık Türkiye'nin kuzeyde ve merkezde belirli alanlarda etkisini sürdürmesi gibi maddelerin yer aldığı ifade ediliyor. Söz konusu önerinin, Suriye'yi adeta iki ülke arasında paylaşılan bir etki sahası gibi ele alması dikkat çekti.
Türkiye tarafı, öneriyi daha ilk aşamada reddetti. Ankara'nın tutumunda, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün pazarlık konusu edilemeyeceği, üçüncü ülkelerle yapılacak hiçbir düzenlemenin Suriye halkının iradesini yok sayamayacağı vurgusu öne çıktı. Diplomatik kaynaklar, İsrail'in bu girişimini "küstah bir teklif" olarak niteleyerek, bölgede oldubitti yaratma çabasına işaret etti.
Suriye'de Sahadaki Dengeler ve İsrail'in Hedefleri
İsrail'in Suriye politikası, 2011'de başlayan iç savaş sonrasında ciddi bir dönüşüm geçirdi. İsrail, özellikle İran'ın Suriye'deki askerî varlığını kendisi için bir tehdit olarak tanımlıyor ve zaman zaman Suriye topraklarına hava saldırıları düzenliyor. Son dönemde ise Şam rejiminin zayıflaması ve Rusya'nın Ukrayna savaşına odaklanmasıyla birlikte İsrail, Suriye'nin güneyinde daha kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturma arayışına girdi. Bu kuşağın, Golan Tepeleri'nden başlayarak Şam'ın güneyine kadar uzanan bir alanı kapsadığı belirtiliyor. İsrail'in amacı, kendisine yönelebilecek olası saldırıları sınırın ötesinde karşılamak ve İran bağlantılı unsurların bu bölgede yuvalanmasını engellemek.
Ancak İsrail'in bu planı, Suriye'nin kuzeyinde ve merkezinde nüfuz sahibi olan Türkiye'nin çıkarlarıyla doğrudan çatışıyor. Türkiye, Suriye'de istikrarın ancak merkezî bir yönetimin güçlendirilmesi ve toprak bütünlüğünün korunmasıyla sağlanabileceğini savunuyor. Ayrıca Türkiye, Fırat'ın doğusundaki PKK/YPG varlığını da millî güvenlik tehdidi olarak görüyor ve bu bölgede kendi askerî operasyonlarını sürdürüyor. Dolayısıyla İsrail'in önerisi, Türkiye'nin Suriye'ye dair bütüncül politikasıyla taban tabana zıt.
Türkiye'nin Yanıtı ve Bölgesel Yansımalar
Türkiye'nin öneriyi reddetmesi, Ankara'nın Suriye konusundaki ilkeli duruşunun bir yansıması olarak okunuyor. Dışişleri kaynakları, "Suriye'nin kaderi Suriyeliler tarafından belirlenir; bizim görevimiz bu sürece destek olmaktır" mesajını veriyor. Ayrıca Türkiye, İsrail'in bölgede yarattığı fiilî durumları meşrulaştıracak hiçbir adımın içinde yer almayacağını defalarca dile getirdi. Bu tutum, son yıllarda Türkiye'nin Suriye politikasında öne çıkan "terörle mücadele, siyasi çözüm ve toprak bütünlüğü" üçlüsüyle uyumlu.
Öte yandan, İsrail'in aracı ülke üzerinden böyle bir teklif iletmesi, bölgesel diplomaside alışılmadık bir yöntem olarak değerlendiriliyor. Normalde devletler arası bu tür hassas konular doğrudan istihbarat kanalları veya üst düzey diplomatik temaslarla ele alınır. Aracı ülkenin kimliği henüz netleşmiş değil; ancak Körfez ülkelerinden birinin bu role aracılık ettiği yönünde tahminler var. Bu durum, İbrahim Anlaşmaları sonrası değişen ittifak yapısında bazı ülkelerin hem İsrail hem Türkiye ile kanallarını açık tutma çabası olarak yorumlanıyor.
Suriye rejimi ise henüz konuya dair resmî bir açıklama yapmadı. Ancak Şam'ın, kendi topraklarının başka ülkeler arasında paylaşılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduğu biliniyor. Rusya'nın da bu tür bir paylaşım planına sıcak bakmayacağı, zira Suriye'deki askerî üslerini ve nüfuzunu korumak istediği belirtiliyor.
Uzman Görüşleri ve Olası Sonuçlar
Bölge uzmanları, İsrail'in bu teklifinin arkasında yalnızca güvenlik kaygılarının değil, aynı zamanda Suriye'deki olası bir siyasi çözüm sürecinde avantaj elde etme hedefinin yattığını belirtiyor. Suriye'de savaşın sona ermesi hâlinde, İsrail kendisini masada görmek istiyor ve şimdiden pozisyon alma çabası içinde. Türkiye ise bu tür oldubittilere karşı çıkarak, Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olması gereken tek aktörün Suriye halkı olduğunu savunuyor.
Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İki ülke arasında zaman zaman yaşanan normalleşme adımlarına rağmen, Suriye ve Filistin gibi temel meselelerde derin görüş ayrılıkları bulunuyor. İsrail'in aracı ülke üzerinden yaptığı bu girişim, Ankara'nın tepkisini çekmekle kalmadı, aynı zamanda bölgesel güvenlik mimarisinde Türkiye'nin ne kadar merkezi bir konumda olduğunu da gösterdi. Önümüzdeki dönemde benzer tekliflerin gündeme gelmesi hâlinde Türkiye'nin tutumunu koruyacağı, Suriye'nin toprak bütünlüğünü esas alan bir çözüm için diplomasi ve askerî araçları birlikte kullanmaya devam edeceği öngörülüyor.
Sonuç olarak, İsrail'in Suriye'de etki alanı paylaşımı önerisi, Türkiye'nin kararlı duruşu sayesinde akamete uğradı. Bu olay, bölgesel aktörlerin Suriye'ye dair planlarında Türkiye'yi dışlayamayacaklarını, aksi hâlde diplomatik ve askerî maliyetlerle karşılaşacaklarını gösteriyor. Ankara'nın reddi, yalnızca bir teklifin geri çevrilmesi değil, aynı zamanda Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olma iradesinin teyidi anlamına geliyor.