İsrail’in, ABD’nin İran ile diplomatik anlaşma çabaları sürerken, Tahran’a yönelik olası tek taraflı askeri operasyonlara hazırlandığı bildirildi. İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin Washington’ın doğrudan askeri müdahaleden geri adım atması durumunda dahi bağımsız hareket etme seçeneğini değerlendirdiğini öne sürdü. Bu gelişme, Ortadoğu’daki gerilimi yeniden tırmandırırken, bölgesel güç dengeleri açısından kritik bir döneme işaret ediyor.
İsrail’in “Yalnız Saldırı” Hazırlıkları
İsrail ordusunun, İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı için askeri planlarını güncellediği ve bu planların ABD desteği olmaksızın uygulanabilecek şekilde tasarlandığı belirtiliyor. İsrailli yetkililer, İran’ın nükleer programının ilerlemesi halinde, uluslararası toplumun ve özellikle ABD’nin yaptırım ve diplomasi yoluyla bu süreci durduramayacağına inandıklarını ifade ediyor. Bu nedenle, Tel Aviv’in kendi güvenlik çıkarlarını korumak için tek taraflı harekete geçmekten çekinmeyeceği sinyali veriliyor.
İsrail basınında yer alan haberlere göre, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) son haftalarda İran’daki hedeflere yönelik hava saldırılarını simüle eden tatbikatlar gerçekleştirdi. Ayrıca, İsrail Hava Kuvvetleri’nin uzun menzilli uçakları ve yakıt ikmal tankerlerinin hazır durumda olduğu, bu tatbikatların İran’a açık bir mesaj olarak yorumlandığı ifade ediliyor. Bazı analistler, bu hazırlıkların İran’ı müzakere masasına çekmek için bir psikolojik baskı unsuru olduğunu savunurken, diğerleri bunun gerçek bir operasyonun ön hazırlığı olabileceğini belirtiyor.
ABD Diplomasisi ve İsrail’in Endişeleri
ABD yönetimi, Tahran ile nükleer anlaşmaya geri dönmek ve yaptırımların kaldırılması karşılığında İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması için müzakereleri yürütüyor. Ancak İsrail, mevcut müzakere sürecinin İran’a zaman kazandırdığını ve Batılı ülkelerin İran’ın nükleer tesislerine yönelik uluslararası denetimlerin yetersiz kaldığını düşünüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamalarda, İsrail’in kendi güvenliğini sağlamak için hiçbir seçeneği dışlamadığını ve gerektiğinde kendi başına hareket edebileceğini vurgulamıştı.
Uzmanlar, ABD ile İsrail arasında bu konuda görüş ayrılıkları bulunduğuna dikkat çekiyor. ABD, İran’a yönelik yeni bir askeri çatışmanın bölgeyi istikrarsızlaştıracağını ve küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileyeceğini savunurken, İsrail ise İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasının kendisi için varoluşsal bir tehdit oluşturduğu görüşünde. Bu durum, iki ülke arasında zaman zaman kamuoyuna yansıyan diplomatik gerilimlere yol açıyor.
İsrail’in tek taraflı bir saldırı olasılığı, Orta Doğu’da yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. İran’ın misilleme tehditleri, Hizbullah ve Hamas gibi müttefikleri üzerinden İsrail’e karşı çok cepheli bir savaş başlatabileceği yorumları yapılıyor. Bölgedeki diğer ülkeler ve uluslararası toplum, bu gelişmeleri yakından izlerken, tarafları itidal çağrısında bulunuyor.
Diplomatik kaynaklar, ABD yönetiminin İsrail’i caydırmak için yoğun çaba sarf ettiğini, ancak İsrail’in güvenlik endişelerinin giderilmemesi halinde askeri seçeneğin masadan kalkmayacağını belirtiyor. Sonuç olarak, İran dosyası, hem uluslararası diplomasi hem de bölgesel güvenlik açısından kırılgan bir denge üzerinde duruyor ve önümüzdeki haftalarda yaşanacak gelişmeler, Orta Doğu’nun kaderini belirleyebilir.
Bu süreçte İsrail’in attığı adımlar, yalnızca kendi ulusal güvenliğini değil, aynı zamanda bölgedeki güç dengesini de etkileme potansiyeline sahip. Nükleer müzakerelerin başarısız olması durumunda, Tel Aviv’in oyunu kurallarına göre hareket etme ihtimali, küresel bir krize yol açabilir. Gözler, hem Washington hem de Tel Aviv’deki karar vericilere çevrilmiş durumda.