ABD ile İsrail arasında, Tel Aviv'deki Ben-Gurion Havalimanı'nda konuşlu Amerikan yakıt ikmal (tanker) uçaklarının tahliyesi konusunda yaşanan anlaşmazlık büyüyor. İki ülke arasındaki diplomatik gerilim, askeri iş birliğinin geleceğine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. ABD Savunma Bakanlığı'nın tanker uçaklarını bölgeden çekme kararına İsrail yönetiminin sert tepki gösterdiği belirtiliyor.
Krizin perde arkası
Ben-Gurion Havalimanı'nda konuşlu bulunan ABD'ye ait KC-135 ve KC-46 tipi tanker uçakları, bölgedeki Amerikan operasyonlarına hava yakıt ikmali sağlıyor. Ancak ABD yönetimi, stratejik önceliklerini yeniden değerlendirerek bu uçakların farklı bir bölgeye kaydırılmasını gündeme aldı. İsrail ise bu hamlenin, ülkenin hava güvenliğini zayıflatacağını ve İran gibi bölgesel tehditlere karşı caydırıcılığı azaltacağını savunuyor.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ABD'li mevkidaşı Lloyd Austin ile yaptığı telefon görüşmesinde, tanker uçaklarının varlığının İsrail için "hayati önemde" olduğunu vurguladı. Gallant, "Bu uçaklar yalnızca ABD operasyonları için değil, aynı zamanda İsrail'in ulusal güvenliği için de kritik bir unsur" ifadelerini kullandı.
ABD'nin stratejik hesapları
ABD tarafı ise tanker uçaklarının Hint-Pasifik bölgesine kaydırılmasının küresel stratejinin bir parçası olduğunu belirtiyor. Pentagon yetkilileri, Çin'in artan askeri faaliyetlerine karşılık olarak Pasifik'teki Amerikan varlığının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda, Orta Doğu'daki bazı askeri varlıkların başka bölgelere yeniden konuşlandırılması planlanıyor.
Ancak bu karar, İsrail'de endişeyle karşılanıyor. İsrail basınında çıkan haberlere göre, Netanyahu hükümeti ABD'nin bu hamlesini "güven kaybı" olarak değerlendiriyor. İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, ABD Büyükelçisi Tom Nides ile yaptığı görüşmede, "ABD'nin İsrail'den askeri varlık çekmesi, bölgedeki düşmanlarımıza yanlış sinyaller gönderecektir" dedi.
Bölgesel yansımalar
Uzmanlar, tanker uçaklarının çekilmesinin İran'ın nükleer programına yönelik olası bir askeri müdahale senaryolarını da etkileyebileceğini belirtiyor. İsrail'in uzun menzilli hava operasyonları için tanker uçaklarına ihtiyaç duyduğu, ABD'nin bu desteği çekmesi halinde İsrail'in hareket kabiliyetinin kısıtlanacağı ifade ediliyor.
Öte yandan, ABD ile İsrail arasındaki bu kriz, iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geleceğine dair tartışmaları da alevlendirdi. Tel Aviv'deki Brookings Enstitüsü analistlerinden Dr. Yossi Alpher'a göre, "ABD'nin bu kararı, İsrail-ABD ilişkilerinde son yıllardaki en ciddi sürtüşmelerden biri. İki ülkenin çıkarları her zaman örtüşmeyebiliyor ve bu normal bir durum. Ancak bu gerilimin yönetilememesi, bölgesel güvenlik mimarisinde kırılmalara yol açabilir."
Tarihsel bağlam
ABD'nin İsrail'deki askeri varlığı, 1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana stratejik bir ortaklık çerçevesinde şekillenmiştir. 2016'da imzalanan 10 yıllık 38 milyar dolarlık savunma yardımı anlaşması, bu ortaklığın en somut göstergelerinden biri olmuştur. Ancak son yıllarda, özellikle İran nükleer anlaşması ve Batı Şeria'daki yerleşim politikaları konularında iki ülke arasında fikir ayrılıkları yaşanıyor.
Tanker uçak krizi, bu farklılıkların askeri alana da sıçradığını gösteriyor. İsrail'in bölgesel üstünlüğünü garanti altına almak için ABD desteğine bağımlı olduğu bir ortamda, bu tür bir adımın yaratacağı boşluğun nasıl doldurulacağı merak konusu.
Bağımsız değerlendirme: ABD-İsrail ilişkileri, tarihsel olarak güçlü bağlara dayansa da, çıkar çatışmaları kaçınılmazdır. Mevcut kriz, iki ülkenin küresel ve bölgesel önceliklerinin yeniden tanımlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Orta Doğu'nun değişen güç dengeleri, İsrail'in ABD'nin bölgedeki tek müttefiki olmadığı gerçeğini de hatırlatıyor. Bu nedenle, İsrail'in kendi askeri kapasitesini artırması ve alternatif iş birlikleri geliştirmesi, uzun vadede daha sürdürülebilir bir strateji olarak öne çıkıyor.