İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Türkiye ile ilişkilerde gerilimi tırmandırma niyetinde olmadıklarını, ancak Suriye'de Türk askeri üslerinin kurulmasına asla izin vermeyeceklerini açıkladı. Saar, mevcut statükonun korunmasından yana olduklarını ve diplomatik çözümü tercih ettiklerini belirtti. Bu açıklama, iki ülke arasında son dönemde artan gerginliklerin ardından geldi ve bölgesel dengeler açısından kritik bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Saar'ın Açıklamaları ve Türkiye-İsrail Gerginliği
Gideon Saar, yaptığı yazılı açıklamada, "Türkiye ile aramızdaki sorunları diplomatik yollarla çözmek istiyoruz. Ancak Suriye topraklarında Türk askeri üslerinin kurulmasına müsamaha göstermeyeceğiz. Bu, hem İsrail'in güvenliği hem de bölgedeki istikrar için kırmızı çizgimizdir" ifadelerini kullandı. Saar, ayrıca mevcut durumun korunmasının önemine vurgu yaparak, "Statükonun değişmesi yeni çatışmalara kapı aralayabilir" dedi.
Türkiye ve İsrail arasında son aylarda özellikle Filistin politikası, Gazze'deki insani kriz ve Suriye'deki gelişmeler nedeniyle gerginlik artmıştı. Türkiye, Hamas liderlerine destek verdiği ve Gazze'deki katliamları kınadığı için İsrail tarafından eleştiriliyor. İsrail ise Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını artırmasından ve PKK/YPG'ye karşı operasyonlarından endişe duyuyor.
Suriye'deki Dengeler ve Türkiye'nin Rolü
Suriye'nin kuzeyinde uzun süredir askeri operasyonlar yürüten Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak ve terör örgütü PKK/YPG'yi etkisiz hale getirmek amacıyla bölgede varlık gösteriyor. Ankara, ayrıca Esad rejiminin düşmesinin ardından oluşabilecek güç boşluğunda etkin olmak istiyor. Son dönemde Suriye'deki muhalif gruplara desteğini artıran Türkiye, yeni bir askeri üs kurma ihtimalini gündeme getirmişti.
İsrail ise uzun süredir Suriye'de İran ve Hizbullah'ın güçlenmesine karşı mücadele ediyor. Suriye'deki iç savaş boyunca İsrail, İran'a bağlı güçlere ve Hizbullah'a yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki varlığının genişlemesinin, İran'ın etkisini dengeleme stratejisini karmaşıklaştırabileceğinden endişe ediyor.
Uluslararası Tepkiler ve Diplomatik Çözüm Arayışı
Saar'ın açıklamaları, bölgesel ve küresel aktörlerin dikkatle takip ettiği bir gelişme olarak kayıtlara geçti. Rusya ve İran, Suriye'deki askeri dengeleri yakından izlerken, ABD ise NATO müttefiki Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliğin büyümesinden endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan kısa bir açıklamada, "İki önemli müttefikimizin diyaloğu sürdürmesi ve bölgesel istikrar için birlikte çalışması önemlidir" denildi.
Diplomatik kaynaklar, Türkiye ve İsrail'in istihbarat düzeyinde temaslarını sürdürdüğünü, ancak üst düzeyde henüz bir görüşme yapılmadığını belirtiyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan henüz resmi bir yanıt gelmiş değil. Ancak Ankara'nın, Suriye'nin kuzeyindeki askeri varlığını ulusal güvenlik meselesi olarak gördüğü ve dışarıdan gelecek müdahalelere kapalı olduğu biliniyor.
Bölgesel Gerilimin Geleceği
Ortadoğu'da son yıllarda yaşanan normalleşme dalgasına rağmen Türkiye-İsrail ilişkileri kırılgan bir zeminde ilerliyor. 2022'de diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması ve karşılıklı büyükelçi atanması olumlu bir adım olarak görülse de, Filistin meselesi ve bölgesel rekabetler iki ülkeyi karşı karşıya getirmeye devam ediyor. Saar'ın açıklamaları, mevcut gerginliğin kalıcı olabileceğini ve önümüzdeki dönemde bölgede yeni bir çatışma hattının oluşabileceğine işaret ediyor.
Uzmanlar, Türkiye'nin Suriye'de üs kurma girişiminin, hem İsrail hem de Rusya ile doğrudan bir karşılaşma riskini beraberinde getireceğini belirtiyor. Öte yandan, Türkiye'nin müdahil olduğu Katar, Azerbaycan ve Libya gibi ülkelerdeki deneyimleri, Ankara'nın bölgesel etkisini genişletme konusunda kararlı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde diplomasi trafiğinin yoğunlaşması bekleniyor.
İsrail'in bu açıklaması, Türkiye'nin Suriye politikasına yönelik en net tehditlerden biri olarak değerlendiriliyor. Bölgede tırmanan gerilimin, doğrudan bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği ise merak konusu. Her iki ülkenin de ekonomik ve siyasi olarak bu tür bir çatışmayı kaldıramayacağı gerçeği, diplomasiye şans tanıyor. Ancak kırmızı çizgilerin bu kadar net çizildiği bir ortamda, küçük bir kıvılcımın büyük bir yangına yol açması da işten bile değil. Bu noktada uluslararası topluma ve özellikle de ABD'ye önemli görev düşüyor.