Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) bünyesindeki Ulusal Büro, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin topraklarına yönelik gasp ve yerleşim faaliyetlerini yaklaşan seçimler öncesinde hızlandırdığını duyurdu. Büronun açıklamasına göre, son 2,5 yılda Filistinlilerin kontrolündeki A ve B bölgelerinde 100 bin dönümden fazla araziye el konuldu. Bu veriler, İsrail'in 2022'den bu yana sürdürdüğü sistematik toprak ilhakı politikasının ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.
Son 2,5 Yılda 100 Bin Dönümden Fazla Arazi Gasp Edildi
Ulusal Büro'nun raporuna göre, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere ait arazilerin gaspı, özellikle son 30 aylık dönemde yoğunlaştı. A ve B bölgeleri, 1990'lardaki Oslo Anlaşmaları çerçevesinde Filistin Yönetimi'nin sivil ve güvenlik kontrolüne bırakılmış alanlar olarak tanımlanıyor. Ancak İsrail, bu statüye rağmen söz konusu bölgelerde el koyma, kamulaştırma ve yerleşim genişletme faaliyetlerini sürdürüyor. Raporda, el konulan arazilerin çoğunlukla tarım arazisi ve mera vasfında olduğu, buralarda yasadışı yerleşim birimlerinin inşa edildiği belirtiliyor.
Filistinli yetkililer, bu gaspın sadece toprak kaybına yol açmadığını, aynı zamanda binlerce Filistinlinin geçim kaynağını yitirmesine ve zorunlu göçe maruz kalmasına neden olduğunu vurguluyor. Ulusal Büro, İsrail'in bu politikasının uluslararası hukuka, özellikle Cenevre Sözleşmeleri'ne açıkça aykırı olduğunu hatırlatıyor.
Seçim Öncesi Hızlanmanın Nedenleri
İsrail'de yaklaşan seçimler, işgal altındaki topraklardaki yerleşim faaliyetlerinin artmasında kilit rol oynuyor. Uzmanlara göre, iktidardaki koalisyon hükümeti, seçmen tabanını konsolide etmek ve aşırı sağ partilerin desteğini korumak amacıyla yerleşim genişletme projelerine hız veriyor. Bu taktik, daha önceki seçim dönemlerinde de benzer şekilde uygulanmıştı. Örneğin, 2020 ve 2021 seçimleri öncesinde de Batı Şeria'da yeni yerleşim birimlerinin onaylandığı ve Filistin arazilerine el konulduğu kaydedilmişti.
Uluslararası gözlemciler, seçim öncesi dönemlerde İsrail'in yerleşim faaliyetlerini artırmasının, Filistinlilere yönelik baskıyı derinleştirdiğini ve iki devletli çözüm olasılığını daha da zayıflattığını belirtiyor. A ve B bölgelerindeki gasplar, Filistin Yönetimi'nin otoritesini de sarsıyor; zira halk, yönetimin topraklarını koruyamadığını düşünüyor.
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Durum
Filistin Kurtuluş Örgütü, konuyu Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıma hazırlığında. Ulusal Büro, toplanan kanıtların uluslararası platformlarda kullanılacağını açıkladı. Daha önce BM Güvenlik Konseyi, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini kınayan kararlar almış olsa da, ABD'nin veto yetkisi nedeniyle yaptırım kararı çıkmamıştı. Uluslararası Ceza Mahkemesi ise 2021'de başlattığı soruşturmada, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki eylemlerini savaş suçu kapsamında değerlendiriyor.
Avrupa Birliği ve bazı Arap ülkeleri, son gasp dalgasını endişeyle karşıladıklarını açıkladı. Ancak şu ana kadar somut bir yaptırım veya eylem planı duyurulmadı. İsrail yönetimi ise suçlamaları reddederek, söz konusu arazilerin "devlet arazisi" olduğunu ve kamulaştırmaların yasal çerçevede yapıldığını iddia ediyor.
Filistinliler Üzerindeki Etkiler
Toprak gaspı, Filistin ekonomisi ve toplumsal yaşamı üzerinde yıkıcı etkiler yaratıyor. El konulan arazilerdeki zeytinlikler, bağlar ve sebze bahçeleri yok ediliyor; bu da geçimini tarımdan sağlayan binlerce aileyi zor durumda bırakıyor. Ayrıca, yerleşimcilerin saldırıları ve İsrail ordusunun kısıtlamaları nedeniyle Filistinlilerin araziye erişimi giderek zorlaşıyor. Bölgede artan gerginlik, zaman zaman çatışmalara ve can kayıplarına yol açıyor.
Ulusal Büro'nun çağrısı, uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi ve İsrail'e yönelik yaptırımların devreye alınması yönünde. Aksi halde, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin yaşam alanlarının daha da daralacağı ve iki devletli çözümün tamamen imkânsız hale geleceği uyarısı yapılıyor.
İsrail'in Batı Şeria'daki toprak gaspı, yalnızca Filistin-İsrail meselesinin bir boyutu değil; aynı zamanda uluslararası hukukun ve sözleşmelerin ne ölçüde uygulanabilir olduğunun bir testi. Seçim öncesi hızlanan bu politikalar, barış sürecine olan güveni daha da erozyona uğratıyor. Filistinlilerin topraklarına el konulması, uzun vadede bölgesel istikrarı tehdit eden bir kırılganlık yaratıyor. Uluslararası toplumun sessizliği, İsrail'in eylemlerini meşrulaştırma riski taşıyor; bu da kalıcı bir çözüm umudunu giderek zayıflatıyor.