ABD yönetimi, Gazze'deki insani felaketi hafifletmek amacıyla Tel Aviv'e 14 günlük tam bir ateşkes çağrısında bulunurken, İsrail kabinesi dün gece yaptığı toplantıda Hamas'ın silahsızlandırılmasını şart koşan bir anlaşmayı oy çokluğuyla reddetti. Bu karar, uluslararası toplumun artan ateşkes taleplerine rağmen bölgedeki gerilimi daha da tırmandırdı. İsrail'in aşırı sağcı koalisyon ortakları ise askeri operasyonların sürdürülmesi için lobi faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
ABD'nin 14 Günlük Ateşkes Baskısı ve İsrail'in Yanıtı
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçtiğimiz hafta yaptığı bölge ziyaretinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya, insani yardım koridorlarının açılması ve rehine takasının başlatılabilmesi için çatışmaların 14 gün boyunca durdurulmasını önerdi. Ancak İsrail kabinesi, bu öneriyi görüşmek üzere toplandığı acil oturumda, Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasını ve Gazze'deki kontrolün uluslararası bir güce devredilmesini öngören bir çerçeveyi reddetti. Kabineden sızan bilgilere göre, bu çerçeve, Hamas'ın mevcut askeri kapasitesinin sökülmesini ve kalıcı bir ateşkesin ön koşulu olarak kabul edilmesini içeriyordu.
İsrail hükümet sözcüsü yaptığı açıklamada, "İsrail, güvenliğini tehdit eden her türlü anlaşmayı reddeder. Hamas'ın silahlarını bırakmadığı hiçbir plan masaya yatırılmayacaktır" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD'nin ateşkes çağrılarına rağmen Tel Aviv'in tutumunu koruduğunu gösteriyor.
Koalisyon Ortakları ve Soykırım Tartışmaları
Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinde yer alan aşırı sağcı partiler, özellikle Dini Siyonizm Partisi lideri Bezalel Smotrich ve Otzma Yehudit lideri Itamar Ben-Gvir, Gazze'deki askeri operasyonların durdurulmasına şiddetle karşı çıkıyor. Bu partiler, ateşkesin Hamas'ın yeniden güçlenmesine yol açacağını savunarak, hükümetin 'tam zafer' hedefinden sapmaması gerektiğini vurguluyor. Koalisyon ortaklarının, özellikle ABD'nin baskılarına rağmen savaşın sürdürülmesi için uluslararası kamuoyunda lobi çalışmaları yürüttüğü belirtiliyor.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında sivil kayıpların artması, birçok insan hakları örgütü ve ülke tarafından 'soykırım' olarak nitelendiriliyor. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Adalet Divanı'na yapılan başvuruların ardından İsrail'i uluslararası hukuk ihlalleriyle suçluyor. Ancak İsrail yönetimi, bu suçlamaları reddederek Hamas'ı hedef aldıklarını iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
İsrail kabinesinin kararı, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakere süreçlerini de olumsuz etkiledi. Mısırlı yetkililer, ateşkesin sağlanması için yoğun çaba sarf ettiklerini ancak İsrail'in tutumunun müzakereleri çıkmaza soktuğunu belirtti.
ABD yönetimi, bu kararın ardından hayal kırıklığına uğradıklarını açıklarken, Başkan Joe Biden'ın Netanyahu ile telefonda görüştüğü ve tarafları masaya dönmeye çağırdığı öğrenildi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail'in kararı bölgeyi daha derin bir istikrarsızlığa sürükleyecek" ifadelerini kullandı.
Sürecin Geleceği ve Bağımsız Değerlendirme
Bu gelişmeler, Gazze'deki insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. İsrail'in uzun süredir devam eden işgal politikası ve güvenlik endişeleri, barışın tesisi için güçlü bir engel oluşturuyor. Öte yandan, Hamas'ın da silah bırakmaya yanaşmaması, iki tarafın da müzakere masasından uzaklaştığını gösteriyor.
Gerçek şu ki, bu çatışmanın askeri yöntemlerle çözülmesi mümkün görünmüyor. İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan saldırıları, bölgede kalıcı bir düşmanlık yaratırken, Filistin halkının direnişi de devam ediyor. Bu durum, ancak tarafların eşit şartlarda masaya oturması ve uluslararası toplumun bağlayıcı kararlar almasıyla çözülebilir. Dünya, Gazze'de akan kanın durması için sorumluluk almak zorundadır.