İran, dünyanın en kritik enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nda son günlerde tankerlere yönelik saldırıların hızını artırdı. Bu tırmanma, bölgedeki petrol sevkiyatının savaş öncesi seviyelere yaklaştığı bir döneme denk geldi. Saldırılar, küresel enerji piyasalarında arz güvenliği endişelerini yeniden gündeme taşıdı.
Saldırıların yoğunlaştığı bölge ve zamanlama
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve dünya deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte birinin geçtiği bir darboğaz. İran'a ait hızlı botlar ve insansız hava araçlarının son haftalarda bölgedeki ticari gemilere yönelik taciz ve saldırılarını artırdığı bildiriliyor. Uluslararası denizcilik kuruluşları, son 10 günde en az üç tankerin hedef alındığını, bir geminin hafif hasar gördüğünü aktardı. Saldırılarda can kaybı yaşanmadı ancak seyir güvenliği ciddi şekilde tehlikeye girdi.
Bu saldırılar, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerin tıkandığı ve ABD yaptırımlarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor. Tahran yönetimi, saldırılarla ilgili doğrudan bir sorumluluk üstlenmedi; ancak bölgedeki askeri varlığını "meşru savunma" çerçevesinde artırdığını açıkladı.
Petrol sevkiyatı ve piyasa etkileri
Hürmüz Boğazı'ndan günlük ortalama 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşınıyor. Son verilere göre, bu hacim savaş öncesi seviyelere yaklaşmış durumda. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel petrol arzının bu darboğaza bağımlılığının devam ettiğini vurguladı. Saldırı haberleri sonrası Brent petrol varil fiyatı yüzde 2'nin üzerinde yükseldi; sigorta şirketleri ise bölgeden geçen tankerler için savaş riski primlerini artırdı.
Uzmanlar, İran'ın amacının doğrudan bir çatışma çıkarmak yerine, yaptırımlar altındaki ekonomik baskıyı hafifletmek için elindeki "boğazı kapatma" kartını kullanmak olduğunu değerlendiriyor. Ancak her saldırı, yanlış hesaplama riskini ve bölgesel bir çatışmaya yol açma olasılığını artırıyor.
Uluslararası tepkiler ve olası sonuçlar
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgedeki deniz unsurlarını teyakkuz durumuna geçirdiğini duyurdu. İngiltere ve Fransa, donanma gemilerini Hürmüz çevresine yönlendirdi. Suudi Arabistan ve BAE, petrol ihracat rotalarının güvenliği için uluslararası koalisyon çağrısı yaptı. Çin ve Rusya ise taraflara itidal çağrısında bulunarak gerilimin düşürülmesini istedi.
Türkiye, enerji ithalatının önemli bir kısmını bu güzergahtan sağlıyor. Olası bir kesinti, Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerinde baskı oluşturabilir. Ekonomistler, petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın Türkiye'nin enerji faturasını yıllık 4-5 milyar dolar artırabileceğini hesaplıyor.
Arka plan: Hürmüz'de artan gerilim
Hürmüz Boğazı, 1980'lerdeki Tanker Savaşı'ndan bu yana zaman zaman gerilimlere sahne oldu. 2019'da altı tankere yönelik sabotaj ve İngiliz petrol tankerinin İran tarafından el konulması olayları yaşanmıştı. 2021'de İsrailli bir gemiye düzenlenen saldırıda iki kişi hayatını kaybetmişti. İran, nükleer anlaşmadan ABD'nin çekilmesinin ardından uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı ve denetimleri kısıtladı.
Bölgedeki her tırmanma, deniz ticareti için ek maliyet ve belirsizlik anlamına geliyor. Sigorta şirketleri, Hürmüz'den geçen gemiler için primleri iki katına çıkardı. Katar ve Kuveyt gibi körfez ülkeleri, ihracat rotalarını çeşitlendirme arayışında. Ancak mevcut altyapı, alternatif güzergahların kısa vadede yeterli olmayacağını gösteriyor.
Değerlendirme
İran'ın Hürmüz'deki saldırıları artırması, küresel enerji güvenliği açısından ciddi bir kırılganlığı ortaya koyuyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma, enerji ithalatçısı ülkeler için enflasyon ve cari açık riskini büyütüyor. Diplomatik kanalların açık tutulması ve bölgesel diyalog mekanizmalarının güçlendirilmesi, olası bir krizin önlenmesi için kritik önem taşıyor. Aksi halde, Hürmüz'deki her yeni saldırı, dünya ekonomisi için daha yüksek maliyet anlamına gelecek.