İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarından Mehmet Pehlivan, tutuklu bulunduğu Çorlu Cezaevi’nden Kandıra’daki F Tipi Cezaevi’ne sevk edildi. Pehlivan, nakil kararının gerekçesinin kendisine bildirilmediğini belirterek, “Rutin bir uygulama değil, eziyet, zulüm” dedi. Duruşmaların devam ettiği bir dönemde yapılan bu sevk, savunma hakkının kısıtlanması ve ailesiyle görüşme imkânının azalması endişelerini beraberinde getirdi.
Sevk gerekçesi açıklanmadı
Mehmet Pehlivan’ın avukatlığını yürüttüğü davalardaki duruşmalar sürerken, Çorlu Cezaevi’nden Kandıra F Tipi Cezaevi’ne nakledilmesi dikkat çekti. Pehlivan, kendisine sevk kararının yazılı veya sözlü olarak tebliğ edilmediğini, gerekçenin açıklanmadığını ifade etti. “Savunma hakkımı kullanmam için duruşmalara katılmam gerekiyor. Bu nakil, savunmamı doğrudan etkiliyor” diyen Pehlivan, ayrıca yeni cezaevi ile ailesinin yaşadığı şehir arasındaki mesafenin görüşme koşullarını zorlaştırdığını vurguladı.
Pehlivan’ın avukat arkadaşları, sevk işleminin yargısal denetime tabi olduğunu, keyfi uygulamalara karşı hukuki yollara başvurulacağını belirtti. Cezaevi yönetiminin, sevk kararının gerekçesini ve usulüne uygunluğunu henüz açıklamadığı öğrenildi.
Savunma hakkı ve aile görüşleri kısıtlanıyor
Nakil, Pehlivan’ın sadece avukatlık görevini değil, aynı zamanda kişisel haklarını da etkiliyor. Çorlu’daki cezaevinde düzenli olarak ailesiyle görüşebilen Pehlivan’ın, Kandıra’ya sevki sonrası ziyaretlerin daha seyrek ve zorlu hale geldiği belirtiliyor. Kandıra F Tipi Cezaevi, konumu itibarıyla birçok tutuklu ve hükümlü yakını için ulaşımı güç bir tesis olarak biliniyor. Pehlivan, “Ailemle bağım koparılmak isteniyor. Bu, cezanın ötesinde bir yaptırım” ifadelerini kullandı.
Avukatlar, naklin duruşmalara katılımı fiilen imkânsız kılacak şekilde planlandığını öne sürüyor. Özellikle İstanbul’da görülen davalara katılması gereken Pehlivan’ın, Kandıra’daki cezaevinden duruşmalara getirilmesi için ek güvenlik ve lojistik gerekecek; bu da duruşmaların sürekli ertelenmesine yol açabilir.
Arka planda ne var?
Mehmet Pehlivan, Ekrem İmamoğlu’nun avukat kadrosunda yer alıyor ve İmamoğlu’na yönelik davalarda savunma yapıyor. Son dönemde İmamoğlu çevresine yönelik tutuklamalar ve cezaevi nakilleri, muhalefet ve hukuk çevreleri tarafından “yıldırma politikası” olarak yorumlanıyor. Pehlivan’ın sevki de bu bağlamda değerlendiriliyor.
Türkiye’de cezaevi nakilleri, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un ilgili maddelerine göre yapılıyor. Kanun, naklin gerekçeli olması ve tutuklunun savunma hakkını kısıtlamaması gerektiğini hükme bağlıyor. Ancak uygulamada, özellikle siyasi davalarda, nakillerin usule aykırılığı sıkça tartışılıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da savunma hakkının etkili kullanılmasının önündeki idari engelleri ihlal olarak değerlendiriyor.
Pehlivan’ın avukatları, sevk kararının iptali ve yeni bir nakil işleminin durdurulması için idari mahkemeye başvurmayı planlıyor. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu da gündemde. Hukukçular, bu tür nakillerin sistematik hale gelmesinin yargı bağımsızlığına gölge düşürdüğü görüşünde.
Bağımsız değerlendirme
Cezaevi idaresinin rutin uygulama olarak sunduğu nakiller, savunma hakkının kullanılmasını fiilen engellediğinde hukuk devleti ilkesiyle çelişir. Mehmet Pehlivan örneğinde olduğu gibi, gerekçesi açıklanmayan ve duruşma takvimini sabote eden sevkler, yargılamanın adil yürütülmesine dair ciddi kuşkular doğurur. İdarenin takdir yetkisi, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak şekilde kullanılamaz. Bu olay, sadece bir avukatın değil, tüm savunma mesleğinin ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının savunulması gerektiğini gösteriyor. Hukukçular, benzer nakillerin önlenmesi için yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve idari işlemlere karşı etkili yargısal denetimin güçlendirilmesi çağrısı yapıyor.