İstanbul’un Üsküdar ilçesindeki bir imam hatip lisesinin veli WhatsApp grubunda paylaşılan örnek CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) dilekçesi, eğitim camiasında yeni bir tartışma başlattı. Okul yöneticisi olduğu belirtilen bir kişi tarafından yayınlanan metinde, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin 2026/2027 eğitim öğretim yılı itibarıyla ilkokul 1. sınıfa indirilmesi talep ediliyor. Dilekçe örneği, velilerden isim ve bilgilerini doldurarak CİMER’e iletmeleri istendi.
Dilekçede Neler Var?
WhatsApp grubuna gönderilen fotoğrafta yer alan dilekçe taslağında, mevcut müfredatta Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin 4. sınıfta başladığı hatırlatılıyor. “Çocuklarımızın manevi gelişimi için bu ders erken yaşta verilmeli” ifadesine yer verilen metinde, 2026/2027’den itibaren 1. sınıftan itibaren okutulması için CİMER’e başvuru yapılması isteniyor. Dilekçede ayrıca “İlkokul 1. sınıfta bu ders 2 saat zorunlu olmalı” gibi spesifik talepler de yer alıyor.
Veliler İkiye Bölündü
Paylaşımın ardından grupta farklı tepkiler yükseldi. Bazı veliler, “Bu yaş grubu için din dersi faydalı olur, destekliyoruz” derken, bir kısım veli ise “Çocuklar daha okuma yazma öğrenmeden bu dersi almaları doğru değil” diyerek karşı çıktı. Kimi veliler de dilekçenin yönetici tarafından dayatıldığını, “İmza vermek zorunda mıyız” gibi sorular sordu. Okul yönetimi konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmazken, Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün gelişmeyi incelediği öğrenildi.
Tartışmaların Odağı: Erken Yaşta Din Eğitimi
Türkiye’de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, ilkokul 4. sınıftan itibaren zorunlu olarak okutuluyor. 2012’deki 4+4+4 eğitim sistemi değişikliğiyle birlikte seçmeli Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı dersleri de ilkokulda verilebiliyor. Ancak bu talep, din dersinin ilkokul birinci sınıfa çekilmesiyle pedagojik ve hukuki boyutları yeniden gündeme getirdi. Eğitim uzmanları, 6 yaşındaki bir çocuğun soyut kavramları anlama kapasitesinin sınırlı olduğunu belirterek, bu yaşta zorunlu din dersinin pedagojik açıdan uygun olmayabileceğini dile getiriyor. Anayasa’nın 24. maddesi ise din eğitiminin devlet denetiminde, isteğe bağlı olmasını öngörüyor.
Bağımsız Değerlendirme
CİMER üzerinden yürütülen bu tür organize talepler, eğitim politikalarının sivil inisiyatiflerce şekillendirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Bir yandan veli taleplerinin demokratik yollarla ifade edilmesi doğal karşılanırken, diğer yandan bu tür girişimlerin eğitim müfredatında homojenlik ve laiklik ilkeleriyle çelişebileceği endişesi yaratıyor. Konu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat çalışmaları ve Türkiye’nin eğitimdeki kimlik tartışmaları ekseninde önümüzdeki dönemde daha geniş bir kamuoyu gündemi oluşturabilir.