Avrupa Birliği'nin (AB) 2027 yılında devreye almayı planladığı Dijital Ürün Pasaportu (DPP) uygulaması, Türkiye'nin ihracat odaklı şirketlerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, AB ülkeleri Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı konumunda bulunuyor ve toplam ihracatın yaklaşık yüzde 41'i bu pazara gerçekleştiriliyor. Yeni düzenleme ile ürünlerin üretiminden geri dönüşümüne kadar tüm yaşam döngüsü dijital ortamda kayıt altına alınacak.
Dijital Ürün Pasaportu nedir?
Dijital Ürün Pasaportu, bir ürünün hammaddesinden nihai tüketiciye ulaşana kadar geçirdiği tüm aşamaları, çevresel etkilerini, onarım ve geri dönüşüm bilgilerini içeren bir veri kümesidir. QR kod veya RFID etiketi ile ürüne entegre edilecek bu pasaport, tüketicilere ve denetleyici kurumlara ürün hakkında anlık bilgi sağlayacak. AB tarafından hazırlanan Sürdürülebilir Ürünler İnisiyatifi kapsamında, özellikle tekstil, elektronik, pil ve inşaat malzemeleri gibi sektörlerde zorunlu hale getirilmesi bekleniyor.
Türk ihracatçılarına etkileri
Türkiye'den AB'ye ihracat yapan firmalar, DPP uyumlu üretim yapmak zorunda kalacak. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Dijital Ürün Pasaportu, tedarik zincirinde şeffaflık ve sürdürülebilirlik taleplerini karşılamak için kaçınılmaz bir adım. Türk sanayisinin rekabetçiliğini koruyabilmesi için bu dönüşüme hızla uyum sağlaması gerekiyor" dedi. Özellikle KOBİ'lerin uyum maliyetleri konusunda desteklenmesi gerektiği vurgulanırken, Ticaret Bakanlığı'nın sektörel rehberler ve eğitim programları hazırladığı bildirildi.
Uyum süreci ve zaman çizelgesi
AB Komisyonu, DPP uygulamasının 2027 yılında tekstil ve elektronik sektörlerinde zorunlu hale geleceğini duyurdu. Diğer sektörler için ise 2030 yılına kadar kademeli geçiş planlanıyor. Türkiye'de bu alanda yapılan öncü çalışmalardan biri de İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) tarafından yürütülüyor. İTHİB, üye firmaların dijital altyapılarını güçlendirmek amacıyla bir pilot proje başlattı. Projede, üretim sürecindeki karbon ayak izi ve su tüketimi verilerinin blokzincir teknolojisi ile kayıt altına alınması hedefleniyor.
Global rekabette avantaj
Dijital Ürün Pasaportu, yalnızca bir uyum gerekliliği değil, aynı zamanda rekabet avantajı da sağlayabilir. Sürdürülebilir üretim yapan ve bunu şeffaf şekilde belgeleyen firmalar, AB pazarında daha fazla tercih edilme potansiyeline sahip. Öte yandan, AB dışındaki pazarlarda da benzer uygulamaların yaygınlaşması bekleniyor. Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, kendi dijital ürün pasaportu sistemleri üzerinde çalışıyor.
Türkiye'nin bu dönüşümü bir fırsata çevirebilmesi için, Ar-Ge yatırımlarının artırılması ve dijital altyapının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor. Uzmanlar, uyum sürecinde geç kalan firmaların pazar payı kaybı yaşayabileceği uyarısında bulunuyor. Dijital Ürün Pasaportu, küresel ticaretin yeni normu haline gelirken, Türk ihracatçılarının bu dalgayı yakalaması ülke ekonomisi için stratejik bir hedef olarak öne çıkıyor.