Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında siyasetçilerin, gazetecilerin ve akademisyenlerin bulunduğu diğer siyasi tutukluların, nezaret bölümünde çay içmelerinin yasaklandığı öğrenildi. Cezaevi yönetiminin, güvenlik gerekçesiyle aldığı bu karar, tutukluların avukatları aracılığıyla kamuoyuna yansıdı. Siyasi tutuklular, haftalık görüş günlerinde dahi çay ikram edilmediğini belirterek, uygulamanın keyfi olduğunu savunuyor.
Çay Yasağı Nasıl Ortaya Çıktı?
Edinilen bilgilere göre, Silivri Cezaevi'nde farklı koğuşlarda kalan siyasi tutuklular, uzun süredir sabah kahvaltısında ve görüş günlerinde çay verilmemesinden şikayetçiydi. Konuyu avukatlarına ileten tutuklular, cezaevi idaresinin "nezarethanede sıcak içecek bulundurulmasının yangın ve güvenlik riski oluşturduğu" gerekçesini sunduğunu aktardı. Ancak avukatlar, aynı cezaevinde başka koğuşlarda çay verildiğini, yasağın yalnızca siyasi tutuklulara yönelik ayrımcı bir uygulama olduğunu öne sürüyor. İmamoğlu'nun avukatı, müvekkilinin kendisine ayrılan bölümde çay içemediğini, bunun temel bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.
İmamoğlu'ndan Sert Tepki: "Temel Haklarımız Gasbediliyor"
Ekrem İmamoğlu, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada, uygulamanın kendisini yıldırmaya yönelik olduğunu belirterek, "Çay içmek bir lüks değil, en temel ihtiyaçtır. Bu yasak, bize yönelik sistematik baskının bir parçasıdır. Cezaevi yönetimi, keyfi kararlarla bizleri cezalandırmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, daha önce de kitap okuma, spor yapma ve görüş süreleri gibi konularda kısıtlamalarla karşılaştıklarını hatırlattı. Diğer siyasi tutuklular da benzer şekilde, çay yasağının psikolojik bir yıldırma taktiği olduğunu dile getirdi.
Cezaevi İdaresinden Açıklama: "Güvenlik Protokolü"
Silivri Cezaevi İdaresi, konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapmaktan kaçındı. Ancak üst düzey bir cezaevi yetkilisi, "Nezarethane bölümünde sıcak içecek bulundurulması, yangın çıkma riski nedeniyle yasaktır. Bu kural tüm tutuklular için geçerlidir" dedi. Ne var ki avukatlar, aynı koridordaki adi suçlardan hükümlü tutukluların çay içebildiğini belgelerle ortaya koydu. Bu çelişki, yasağın siyasi motivasyonlu olduğu iddialarını güçlendiriyor. İnsan hakları örgütleri, cezaevi yönetiminin tutarsız uygulamalarına dikkat çekerek, bağımsız bir soruşturma başlatılması çağrısı yaptı.
Hukuki Boyut: Temel Hak İhlali mi?
Ceza infaz hukuku uzmanları, tutukluların beslenme, barınma ve temel ihtiyaçlarının uluslararası sözleşmelerle güvence altına alındığını hatırlatıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor. Türkiye'nin de taraf olduğu Bu sözleşme uyarınca, keyfi kısıtlamalar işkence ve kötü muamele kapsamına girebiliyor. İstanbul Barosu, konuyu Adalet Bakanlığı'na taşıyacaklarını ve gerekirse Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapacaklarını duyurdu. Baro başkanı, "Bir tutuklunun çay içmesini yasaklamak, onun onurunu zedelemeye yönelik bir adımdır. Bu tür uygulamalar, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz" dedi.
Kamuoyu ve Siyasi Tepkiler
Olayın duyulmasının ardından muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşlarından art arda kınama açıklamaları geldi. CHP Grup Başkanvekili, "İktidar, siyasi tutukluları en temel haklarından mahrum bırakarak sindirme politikası izliyor. Çay yasağı, bu zihniyetin utancıdır" diye konuştu. İnsan Hakları Derneği (İHD), Silivri Cezaevi'ne bir heyet göndermek için başvuru yaptıklarını, ancak izin verilmediğini açıkladı. Sosyal medyada ise #ÇayHakkı etiketi kısa sürede gündem oldu; binlerce kullanıcı, tutuklulara destek mesajı paylaştı. Bazı uluslararası basın kuruluşları da olayı "Türkiye'de siyasi tutuklulara yönelik yeni bir baskı dalgası" başlığıyla haberleştirdi.
Arka Plan: Siyasi Tutuklulara Yönelik Sistematik Uygulamalar
Silivri Cezaevi, uzun yıllardır siyasi tutukluların kaldığı bir merkez olarak biliniyor. Geçmişte de Ergenekon, Balyoz gibi davalardan tutuklananlar benzer kısıtlamalarla karşılaşmış, hücrelerinde kamera bulundurulması, görüş sürelerinin kısaltılması gibi uygulamalar tartışma yaratmıştı. 2016 sonrası OHAL döneminde de binlerce kişi, keyfi uygulamalara maruz kaldığını rapor etmişti. Bugün gelinen noktada, çay gibi basit bir içeceğin dahi yasaklanması, cezaevi idaresinin siyasi tutukluları hedef aldığını gösteriyor. Uzmanlar, bu tür küçük ama sürekli kısıtlamaların, tutukluların psikolojik direncini kırmayı amaçladığını belirtiyor.
Bağımsız gözlemciler, Türkiye'de cezaevlerindeki keyfi uygulamaların son yıllarda arttığını ve bunun uluslararası alanda itibar kaybına yol açtığını ifade ediyor. Ekrem İmamoğlu ve diğer siyasi tutukluların durumu, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, aynı zamanda ülkedeki hukuk güvenliğinin ne kadar aşındığının bir göstergesi. Çay yasağı gibi görünüşte küçük bir detay, aslında büyük bir baskı aracının parçası. Kamuoyunun bu konudaki duyarlılığı, cezaevlerindeki insan hakları ihlallerine karşı farkındalığı artırabilir. Ancak kalıcı çözüm için bağımsız denetim mekanizmalarının devreye girmesi ve siyasi tutukluların derhal serbest bırakılması gerekiyor.