İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki (İBB) devasa rüşvet ve yolsuzluk davasında, tutuklu bulunan Başkan Ekrem İmamoğlu'nun mahkemede hesap vermek yerine kamuoyuna yönelik algı çalışmalarına ağırlık verdiği ortaya çıktı. İmamoğlu'nun 'Millet Şahidimdir' adlı kitap üzerinden mağduriyet algısı oluşturmaya çalıştığı, ancak en yakın çevresindeki isimlerin rüşvet çarkını itiraf ettiği belirtildi. İddialara göre, söz konusu kitap, yargı sürecini etkilemeye yönelik bir PR hamlesi olarak kurgulandı.
Rüşvet Çarkının İtirafçıları: En Yakın İsimler Konuştu
Davanın seyrini değiştiren itirafçılar arasında İmamoğlu'nun eski danışmanları ve İBB bürokratları yer alıyor. İddianameye göre, bu isimler verdikleri ifadelerde rüşvetin nasıl toplandığını, hangi ihalelere müdahale edildiğini ve paranın nasıl aklandığını detaylı şekilde anlattı. Özellikle bazı üst düzey yöneticilerin, 'talimatı Ekrem Bey'den aldık' diyerek sorumluluğu İmamoğlu'na yüklediği öne sürüldü. Bu ifadelerin, savcılığın hazırladığı iddianamenin temelini oluşturduğu ve mahkeme heyetine sunulduğu belirtildi.
İtirafçıların anlattıklarına göre, rüşvet çarkı sistematik bir şekilde işletiliyordu. İhaleler önceden belirlenen firmalara veriliyor, karşılığında yüklü miktarda para alınıyordu. Bu paraların bir kısmının İmamoğlu'nun talimatıyla partiye aktarıldığı, bir kısmının ise şahsi hesaplarda toplandığı iddia edildi. Söz konusu ifadelerde, 'Millet Şahidimdir' kitabının da bu süreçte bir kamuflaj aracı olarak kullanıldığı, kitabın dağıtımının ise belediye kaynaklarıyla yapıldığı öne sürüldü.
Kitap Üzerinden Mağduriyet Tiyatrosu
İmamoğlu'nun 'Millet Şahidimdir' kitabı, davanın başlamasından kısa süre önce piyasaya sürüldü. Kitapta, İmamoğlu'nun kendisini 'milletin iradesine karşı darbelerle' karşı karşıya kalan bir lider olarak sunduğu, yargı sürecini ise 'siyasi bir komplo' olarak nitelendirdiği görülüyor. Ancak itirafçı ifadeleri, bu anlatının gerçeği yansıtmadığını ortaya koydu. Savcılık, kitabın, delillerin gölgelenmesi ve kamuoyunun yanıltılması amacıyla hazırlandığını iddia etti.
Kitabın dağıtımında İBB'nin bütçesinin kullanıldığı, belediye araçlarıyla kitabın ücretsiz olarak dağıtıldığı belirtildi. Bu durum, 'kamu kaynağının siyasi propaganda için seferber edilmesi' olarak yorumlandı. Ayrıca, kitabın yazım sürecinde İmamoğlu'nun özel kalem müdürünün aktif rol aldığı, bazı bürokratların da metne katkı sağladığı iddia edildi.
Davanın Seyri ve Kamuoyu Tepkisi
Dava, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülüyor. İddianamede, İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 40'a yakın kişi hakkında 'rüşvet', 'görevi kötüye kullanma' ve 'kamu kaynaklarını zimmete geçirme' suçlamaları yer alıyor. Tutuklu bulunan İmamoğlu, duruşmalara katılmıyor; avukatları aracılığıyla savunma yapıyor. Mahkeme heyeti, itirafçı ifadelerini delil olarak kabul etti.
Kamuoyunda ise davanın seyri yakından takip ediliyor. İmamoğlu'na destek veren kesimler, davanın siyasi olduğunu savunurken, muhalifler ise rüşvet iddialarının ciddiyetine dikkat çekiyor. Son anketlerde, İmamoğlu'nun seçmen nezdindeki güvenilirliğinin azaldığı görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında 'algı yönetimi' eleştirileri artmış durumda.
İtirafçıların Çelişkili İfadeleri
Davanın en dikkat çekici yönlerinden biri, itirafçıların ifadeleri arasındaki çelişkiler. Bazı itirafçılar, rüşvetin doğrudan İmamoğlu'nun talimatıyla alındığını söylerken, bazıları ise 'üst yönetimin bilgisi dahilinde' olduğunu ancak İmamoğlu'nun bizzat para almadığını iddia etti. Bu çelişkiler, savunma tarafından 'ifadelerin baskı altında alındığı' şeklinde yorumlanıyor. Ancak savcılık, itirafçıların gönüllü olarak konuştuğunu ve delillerle desteklendiğini belirtiyor.
Öte yandan, İmamoğlu'nun avukatları, kitabın bir 'ifade özgürlüğü' ürünü olduğunu ve dava ile ilişkilendirilmesinin yanlış olduğunu savunuyor. Ancak dosyaya giren belgeler, kitabın dağıtımının dava süreciyle eşzamanlı olduğunu ve kamu kaynaklarının kullanıldığını gösteriyor.
Bağımsız Değerlendirme
İBB'deki rüşvet davası, Türkiye'de yerel yönetimlerdeki yolsuzluk iddialarının ne denli derinleşebileceğini gözler önüne seriyor. İmamoğlu'nun 'Millet Şahidimdir' kitabı, bir yandan mağduriyet algısı yaratırken, diğer yandan itirafçı ifadeleriyle çelişiyor. Dava, sadece bir belediye başkanının değil, aynı zamanda bir siyasi hareketin geleceğini de etkileyecek gibi görünüyor. Kamu kaynaklarının propaganda amaçlı kullanımı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini zedeliyor. Yargı sürecinin adil yürütülmesi ve delillerin tarafsız değerlendirilmesi, hem İmamoğlu'nun hem de kamuoyunun güveni için kritik önemde. Bu dava, Türkiye'de siyaset ve yargı ilişkisinin nasıl şekilleneceğine dair önemli bir sınav niteliği taşıyor.