İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile ilgili yürütülen soruşturmalarda itirafçı olan Aziz İhsan Aktaş'a yönelik suikast iddiasıyla ilgili soruşturmayı tamamladı. Soruşturma sonucunda, iddiaların dayanaksız olduğu sonucuna varıldığı belirtilirken, süreçte ortaya çıkan çelişkiler kamuoyunda tartışma yarattı. T24 yazarı Asuman Aranca'nın dikkat çektiği bu durum, adalet mekanizmasının işleyişine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Soruşturmanın perde arkası
Aziz İhsan Aktaş, İBB'ye yönelik yolsuzluk ve terör soruşturmalarında ifade veren ve bazı iddiaları doğrulayan bir isim olarak biliniyor. Aktaş'ın, ifadeleri nedeniyle hedef haline geldiği ve suikast planlandığı yönünde ihbarlar üzerine harekete geçen savcılık, geniş çaplı bir soruşturma başlatmıştı. Soruşturma kapsamında birçok kişi ifade verirken, dijital veriler incelenmiş ve tanıklar dinlenmişti. Ancak Başsavcılığın açıkladığı kararda, suikast iddiasını destekleyecek somut delil bulunamadığı ifade edildi.
Karar metninde, "Yapılan tüm araştırma ve incelemeler neticesinde, müşteki Aziz İhsan Aktaş'a yönelik bir suikast girişimi olduğuna dair herhangi bir somut bulguya rastlanmamıştır" denildi. Bununla birlikte, soruşturma dosyasında yer alan bazı ifadelerin birbiriyle çeliştiği ve iddiaların zamanlama açısından tutarsızlıklar içerdiği öne sürülüyor.
Bağlam ve arka plan
İBB davası, Türkiye siyasetinin en sıcak gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve birçok belediye yetkilisi hakkında yürütülen soruşturmalar, siyasi kutuplaşmanın odağında yer alıyor. Aziz İhsan Aktaş'ın itirafçı olması, muhalefet tarafından eleştirilirken, iktidar kanadı ise soruşturmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü savunuyor. Suikast iddiasının soruşturulması ve sonuçlanması, taraflar arasındaki gerginliği bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Bağımsız hukukçular, soruşturma kararının gerekçesinin yeterince şeffaf olmadığını ve kamuoyunun aydınlatılması gerektiğini belirtiyor. Özellikle itirafçı statüsündeki bir kişinin güvenliğinin sağlanması konusunun hassasiyeti, soruşturmanın sonucunun daha dikkatle değerlendirilmesini gerektiriyor. Aksi takdirde, benzer durumlarda adalet arayışının önünde engeller oluşabileceği uyarıları yapılıyor.
Sonuç olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kararı, hem hukuki sürecin işleyişi hem de siyasi etkileri açısından tartışmaları beraberinde getirdi. Önümüzdeki günlerde konuyla ilgili yeni gelişmelerin yaşanması bekleniyor.