Bir füzenin menzili kilometreyle ölçülür. Ama Ortadoğu'da bazı füzelerin siyasi menzili, teknik menzilinden çok daha uzundur. Yemen'den Suudi Arabistan'a ve BAE'ye yönelik Husilerin gerçekleştirdiği balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları, Mekke İttifakı'nın kurulmasından bu yana karşılaştığı ilk büyük sınav olarak değerlendiriliyor. İran destekli Husilerin artan askeri kapasitesi, bölgesel bir vekalet savaşının en somut göstergesi haline geldi.
Mekke İttifakı nedir ve neden kuruldu?
Mekke İttifakı, 2015 yılında Suudi Arabistan öncülüğünde, Yemen'de Husilerin ilerleyişini durdurmak ve meşru hükümeti yeniden iktidara getirmek amacıyla kurulan askeri koalisyondur. Aralarında BAE, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Fas, Sudan ve Pakistan'ın da bulunduğu geniş bir katılımla oluşturulan ittifak, kısa sürede Yemen'in büyük bölümünde kontrolü ele geçiren Husilere karşı hava operasyonları başlattı. Ancak aradan geçen yıllarda ittifak içi çatlaklar, Katar'ın ablukası ve bazı üyelerin çekilmesiyle zayıfladı. Bugün Mekke İttifakı, Husilerin artan füze saldırıları karşısında hem askeri hem de siyasi bir dayanıklılık testinden geçiyor.
Husiler kimin adına savaşıyor?
Husiler, resmi adıyla Ensarullah, Yemen'deki Zeydi Şii topluluğuna dayanan siyasi ve askeri bir harekettir. 2004 yılında Hüseyin el-Husi liderliğinde başlayan ayaklanma, 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçirmeleriyle ülke çapında bir iç savaşa dönüştü. Husiler, kendilerini Yemen'in bağımsızlığı ve egemenliği için savaşan yerli bir hareket olarak tanımlarken, Suudi Arabistan ve müttefikleri onları İran'ın bölgesel yayılmacılığının bir aracı olarak görüyor. İran, Husilere balistik füze teknolojisi, insansız hava araçları ve askeri eğitim sağlamakla suçlanıyor. BM uzman raporları da İran'ın Husilere silah sevkiyatını belgeledi. Bu durum, çatışmanın Yemen sınırlarını aşan bir vekalet savaşına dönüşmesine yol açtı.
Füzelerin siyasi menzili
Husilerin son yıllarda Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a, BAE'nin Abu Dabi ve Dubai kentlerine, hatta bazen İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği füze ve SİHA saldırıları, teknik olarak büyük hasar yaratmasa da siyasi yankıları çok geniş oldu. Her saldırı, Mekke İttifakı'nın hava savunma sistemlerinin yetersizliğini ve üye ülkelerin güvenlik açığını ortaya koydu. Bu saldırılar aynı zamanda İran'ın bölgedeki caydırıcılık mesajı olarak yorumlandı. Husilerin elindeki füze kapasitesi, Tahran'ın nükleer müzakerelerde elini güçlendirdiği bir koz haline geldi. Dolayısıyla her füze, sadece askeri bir hedefi vurmuyor; aynı zamanda bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor.
Mekke İttifakı'nın sınavı
Mekke İttifakı için bu sınav, yalnızca askeri değil, aynı zamanda diplomatik bir sınavdır. İttifak içindeki ülkelerin bir kısmı, Husilerle doğrudan müzakereye sıcak bakarken, Suudi Arabistan ve BAE gibi aktörler askeri çözümde ısrar ediyor. Öte yandan ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, ittifakın güvenlik garantilerini sorgulatıyor. Yemen'deki insani kriz her geçen gün derinleşirken, uluslararası toplum ateşkes çağrılarını yineliyor. Ancak Husilerin füze saldırıları devam ettiği sürece, Mekke İttifakı'nın hem iç bütünlüğünü koruması hem de caydırıcılığını tesis etmesi zor görünüyor. Bu da ittifakın kuruluş amacını sorgulatan bir tablo ortaya çıkarıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Husilerin saldırıları, Kızıldeniz'deki deniz ticaretini de tehdit ediyor. Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri ve yük gemileri, Husilerin hedefi haline gelebiliyor. Bu durum, küresel enerji arz güvenliği ve deniz ticareti için ciddi risk oluşturuyor. ABD, bölgeye ek savaş gemileri göndererek bu tehdide yanıt vermeye çalışsa da Husilerin asimetrik savaş taktikleri karşısında kalıcı bir çözüm üretilemiyor. Rusya ve Çin'in de bölgede artan etkisi, Mekke İttifakı'nın manevra alanını daraltıyor. Sonuçta, Yemen'deki her füze fırlatması, sadece bir askeri eylem değil; aynı zamanda çok kutuplu bir dünyada ittifakların ve stratejilerin yeniden test edilmesi anlamına geliyor.
Mekke İttifakı'nın ilk büyük sınavı, aslında kuruluşundan bu yana verdiği mücadelenin bir özeti gibi. Ne askeri üstünlük tek başına çözüm getiriyor ne de diplomatik girişimler. Husilerin kimin adına savaştığı sorusu ise basit bir vekalet savaşı etiketinin ötesinde, Yemen halkının trajedisi ve bölgesel güçlerin karmaşık çıkar hesapları içinde kayboluyor. Füzelerin menzili uzadıkça, barışın menzili kısalıyor.