Yemen'de İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, son 24 saatte Riyad'daki sivil havalimanı, Aramco'ya ait çok sayıda tanker ve Yanbu Limanı'na açılan güzergâhı hedef alarak küresel ticaret ve enerji koridorunda yeni bir kriz başlattı. Saldırılar, Kızıldeniz ile Basra Körfezi arasındaki stratejik enerji nakil hatlarını doğrudan tehdit ediyor ve dünya petrol arzında kesinti endişelerini artırıyor.
Körfez’de “kör et” stratejisi: Husi saldırılarının perde arkası
Husilerin son saldırı dalgası, yalnızca askeri bir hamle değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini sarsmayı amaçlayan bir “kör et” stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor. Riyad'daki sivil havalimanına yapılan saldırı, Suudi Arabistan'ın uluslararası havacılık güvenliğini sorgulatırken, Aramco tankerlerinin hedef alınması dünya enerji piyasalarında arz güvenliği endişelerini zirveye taşıdı. Yanbu Limanı'na açılan güzergâhın vurulması ise Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne serdi.
İngiltere merkezli deniz güvenliği şirketlerinden gelen bilgilere göre, son 24 saatte Kızıldeniz'de en az üç ticari geminin rota değiştirdiği, bazı sigorta şirketlerinin bölgeye yönelik primleri artırdığı bildirildi. Uzmanlar, Husi saldırılarının yalnızca Suudi Arabistan'ı değil, aynı zamanda Mısır'ın Süveyş Kanalı üzerinden elde ettiği gelirleri ve Avrupa'ya uzanan enerji tedarik zincirini de tehdit ettiğini vurguluyor.
Küresel ticaret ve enerji koridorunda büyüyen risk
Suudi Arabistan'ın doğusundaki petrol sahalarından çıkarılan ham petrolün büyük bölümü, Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı üzerinden batıya sevk ediliyor. Husi saldırılarının bu hattı hedef alması, dünya petrol arzının yaklaşık %10'unu oluşturan bir güzergâhı riske atıyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre, 2024 yılında Kızıldeniz'den günlük ortalama 8,5 milyon varil petrol taşındı. Bu rakam, küresel deniz yoluyla taşınan petrolün önemli bir kısmını oluşturuyor.
Saldırıların ardından Brent petrol fiyatları yüzde 2'nin üzerinde artış gösterdi. Analistler, gerilimin daha da tırmanması halinde fiyatların varil başına 100 doları aşabileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, Suudi Arabistan'ın devlet petrol şirketi Aramco, saldırıların üretim tesislerinde herhangi bir hasara yol açmadığını açıkladı; ancak sevkiyat rotalarında güvenlik önlemlerinin artırıldığı belirtildi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Husi saldırıları, Yemen iç savaşının bölgesel bir vekâlet savaşına dönüşme riskini yeniden gündeme getirdi. İran'ın Husilere verdiği destek, Suudi Arabistan ile Tahran arasındaki gerilimi artırırken, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirme ihtimali tartışılıyor. Son haftalarda ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait savaş gemilerinin Kızıldeniz'deki devriye sayısını artırdığı, koalisyon güçlerinin Husi hedeflerine yönelik istihbarat paylaşımını yoğunlaştırdığı bildirildi.
Türkiye açısından ise gelişmeler, enerji ithalatının büyük bölümünü deniz yoluyla gerçekleştiren bir ülke olarak yakından takip ediliyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e ulaşan petrol ve doğalgaz sevkiyatını geciktirebilir, bu da Türkiye'nin enerji maliyetlerini doğrudan etkileyebilir. Uzmanlar, alternatif boru hatlarının (örneğin Bakü-Tiflis-Ceyhan) öneminin bu dönemde daha da arttığını belirtiyor.
Diğer yandan, Husi saldırılarının sivil havalimanını hedef alması, Suudi Arabistan'ın uluslararası itibarını zedeleyebilir ve yabancı yatırımcıların bölgeye yönelik güvenini sarsabilir. Riyad yönetimi, saldırıların ardından havalimanında uçuşları geçici olarak askıya aldı; ancak kısa süre içinde normale döndüğünü açıkladı.
Körfez'deki gerilimin şifrelerini A Haber ekranlarında değerlendiren güvenlik uzmanları, Husilerin “kör et” stratejisiyle hem askeri hem ekonomik baskı oluşturmayı hedeflediğini, bunun da bölgesel bir savaşın kapısını aralayabileceğini ifade ediyor. Saldırıların arkasında yalnızca Yemen değil, İran'ın bölgesel yayılma politikası olduğu belirtiliyor.
Sonuç olarak, Husi saldırıları küresel ticaretin can damarı olan Kızıldeniz koridorunda yeni bir belirsizlik yaratmış durumda. Uluslararası toplumun diplomatik girişimleri hızlandırması, aksi halde enerji fiyatlarında dalgalanma, sigorta maliyetlerinde artış ve tedarik zincirlerinde aksamalar kaçınılmaz görünüyor. Bölgede kalıcı bir ateşkes sağlanmadıkça, küresel ekonomi üzerindeki risklerin devam edeceği değerlendiriliyor.