Aden Körfezi'nde geçtiğimiz günlerde öldürülen bir kişi, bölgedeki güç dengelerini sarsacak bir bağlantıyı ortaya çıkardı. Ölen kişinin, Yemen'deki Husiler ile Somali'deki El Şebab arasında irtibat sağladığı iddia ediliyor. Bu olay, iki örgütün son dönemde artan yakınlaşmasının somut bir kanıtı olarak yorumlanıyor. Peki, bu gizemli hat ne anlama geliyor? Bölgedeki dengeleri nasıl etkileyecek?
Öldürülen isim ve ardındaki bağlantılar
Yemen'in güney kıyılarında, kimliği henüz tam olarak doğrulanamayan bir kişinin öldürülmesi, istihbarat çevrelerinde yankı uyandırdı. Ölen kişinin, Husiler adına çalışan ve El Şebab ile koordinasyonu sağlayan bir aracı olduğu öne sürülüyor. Bu iddia, iki örgüt arasında daha önce var olduğu bilinen ancak varlığı sürekli reddedilen bir bağın yeniden gündeme gelmesine neden oldu.
Gizli görüşmeler, şüpheli sevkiyatlar ve şifreli iletişimler... Bölgedeki istihbarat birimlerine göre, Husiler ile El Şebab arasındaki ilişki yeni değil. Ancak öldürülen bu isim, ilişkinin boyutunu ve işleyişini gözler önüne serdi. Özellikle son bir yılda, iki örgütün temsilcilerinin birkaç kez bir araya geldiği ve ortak operasyonlar planladığı yönünde raporlar bulunuyor.
Husiler ve El Şebab: ortak düşmanlar, ortak çıkarlar
İlk bakışta, Husiler ve El Şebab farklı ideolojilere sahip iki örgüt gibi görünüyor. Husiler, Zeydi Şii inancına dayanan bir hareketken, El Şebab, El Kaide bağlantılı Sünni bir terör örgütü. Ancak son yıllarda her iki örgüt de ortak düşmanlara karşı savaşıyor: Amerikan destekli koalisyonlar, uluslararası deniz güçleri ve bölgedeki diğer aktörler. Bu ortak düşmanlar, iki tarafı stratejik bir ittifaka itmiş görünüyor.
Özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki ticari gemilere yönelik saldırılar, iki örgütün ortak hareket ettiği iddialarını güçlendiriyor. Husiler, İsrail'le bağlantılı gemilere saldırırken; El Şebab'ın da Somali açıklarında benzer eylemlerde bulunduğu biliniyor. Bu iki grubun birbirine lojistik destek sağladığı veya bilgi paylaştığı düşünülüyor.
Uzmanlar, bu bağlantının ana nedenini silah ve finansman akışı olarak görüyor. El Şebab, Husiler üzerinden İran'dan silah ve mali destek alabilme potansiyeline sahip. Husiler ise, El Şebab'ın Afrika Boynuzu'ndaki ağlarını kullanarak bölgedeki etkisini artırmak istiyor. Bu karşılıklı çıkar ilişkisi, iki örgütün de birbirine duyduğu ihtiyacı artırıyor.
Somut kanıtlar ve şüpheli sevkiyatlar
Son aylarda Hint Okyanusu'nda yapılan deniz operasyonlarında, Husilere ait olduğu düşünülen silah sevkiyatları ele geçirildi. Bu sevkiyatların rotası, Somali kıyılarına işaret ediyor. Ayrıca, El Şebab militanlarının, Husilerin eğitim kamplarında görüldüğüne dair görgü tanığı ifadeleri mevcut. Bu bulgular, ilişkinin boyutunu gösteren somut kanıtlar olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, iki örgüt arasındaki bağın varlığını kabul eden Batılı istihbarat kaynakları, bu ittifakın bölgedeki istikrarı daha da bozacağı konusunda uyarıyor. Kızıldeniz'deki gerginlikler, uluslararası ticaretin kalbi olan Süveyş Kanalı'nı tehdit ediyor. Husi-El Şebab iş birliği, bu tehdidi Afrika'nın doğu kıyılarına kadar genişletebilir.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Husiler ile El Şebab arasındaki bu yakınlaşma, bölgesel güçleri de alarma geçirdi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu ittifakın kendi çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Özellikle BAE, Somali'deki askeri varlığını artırarak El Şebab'la mücadele ederken, Husilerle yakınlığı bu mücadeleyi zorlaştırıyor.
ABD ve Avrupa ülkeleri ise, bu bağlantının uluslararası deniz ticaretine yönelik tehditleri artırabileceği endişesiyle dikkatli. Son dönemde Aden Körfezi'nde devriye gezen uluslararası donanmalar, olası bir ortak saldırıya karşı hazırlıklarını artırdı. Ayrıca, bu ittifak, İran'ın bölgedeki nüfuzunu genişletmesi açısından da kritik bir öneme sahip.
İran'ın Husileri desteklediği bilinen bir gerçek. El Şebab ile kurulan bağlantı, Tahran'ın Afrika kıtasındaki uzantısı olarak görülüyor. Bu durum, İran'ın Filistin davası söylemi üzerinden bölgedeki mazlum halkları kendi safına çekme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak uzmanlar, bu yakınlaşmanın ideolojik bir yakınlıktan çok pragmatik bir zorunluluktan kaynaklandığını vurguluyor.
Yaşanan son ölüm olayı, iki örgüt arasındaki bağlantının ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Bölgedeki istihbarat birimleri, bu bağlantının önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğini ve bunun yeni çatışmalara yol açabileceğini öngörüyor. Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu, bu yeni ittifakın gölgesinde yeniden şekilleniyor.