WASHINGTON - ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde İran ile yaşanan savaşın sona ereceğine dair umut sinyalleri verirken, Hürmüz Boğazı merkezli jeopolitik gerilim ve Yemen'deki Husilerin ilerleyişi, Orta Doğu ekonomileri ve küresel finansal sistem üzerinde yeni baskı alanları oluşturuyor. Beyaz Saray'ın savaşın kısa sürede biteceği yönündeki açıklamaları, sahada artan çatışma yoğunluğu ve Suudi petrol altyapısına yönelik saldırılarla çelişiyor. Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerinin güvenliği, dünya enerji arzının yaklaşık beşte birini doğrudan etkilediği için Washington'ın askeri ve diplomatik hamleleri yetersiz kalıyor.
Husilerin Yemen Kıyılarındaki İlerleyişi ve Suudi Petrol Altyapısına Yönelik Tehditler
Yemen'de İran destekli Husi güçlerinin stratejik liman kenti Hudeyde çevresindeki ilerleyişi ve Suudi Arabistan'ın doğusundaki petrol tesislerine yönelik insansız hava aracı saldırıları, Washington'ın savaşı sonlandırma çabalarını zorlaştırıyor. Suudi Arabistan'ın Abkayk ve Hureys tesislerine 2019'da düzenlenen ve küresel petrol arzının yüzde 5'ini geçici olarak durduran saldırılar, Husilerin bölgesel enerji güvenliği üzerindeki kapasitesini göstermişti. Son haftalarda Husilerin Yemen kıyılarındaki ilerleyişi, Bab-el Mendeb Boğazı üzerinden Kızıldeniz'e açılan deniz ticaret yollarını da tehdit ediyor. Bu durum, yalnızca askeri bir mesele değil; aynı zamanda küresel tedarik zincirleri ve petrol fiyatları üzerinden enflasyonist baskıları derinleştiren bir ekonomik krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
ABD Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Hürmüz Boğazı'nda güvenliği sağlamak için konuşlandırılan deniz kuvvetleri, İran Devrim Muhafızları'nın hızlı bot saldırıları ve deniz mayınlarıyla karşı karşıya. Tahran yönetimi, boğazı kapatma tehdidini sık sık dile getirirken, bu senaryonun gerçekleşmesi halinde petrol fiyatlarının varil başına 200 doları aşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, Trump yönetiminin seçim öncesinde ekonomik istikrar vaatlerini zora sokuyor.
Bölge Ekonomileri ve Küresel Finansal Sistem Üzerindeki Çok Katmanlı Baskı
İran ile yaşanan gerilim, sadece askeri ve siyasi bir mesele olarak kalmayıp bölge ekonomilerini de doğrudan etkiliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri, petrol ihracatlarının güvenliği için ek maliyetlere katlanmak zorunda kalıyor. Sigorta şirketleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerler için savaş riski primlerini artırdı. Bu durum, ham petrolün nihai fiyatına yansıyarak Avrupa ve Asya'daki sanayi üretimini yavaşlatıyor. Küresel finans piyasalarında ise risk algısı yükselmiş durumda; altın ve devlet tahvilleri gibi güvenli liman varlıklara talep artarken, gelişmekte olan ülke para birimleri değer kaybediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Orta Doğu'daki çatışmaların küresel büyümeyi 0,5 ila 1 puan arasında aşağı çekebileceği uyarısında bulunmuştu. Özellikle Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler, hem cari açık hem de enflasyon baskısıyla karşı karşıya. İran'a uygulanan yaptırımların genişletilmesi, Tahran'ın petrol ihracatını azaltırken, bu durumdan en çok etkilenen ülkeler arasında Çin ve Hindistan yer alıyor. Bu ülkeler, alternatif tedarik yolları arasa da Hürmüz'ün kapanması halinde kısa vadede ciddi arz sıkıntısı yaşanacağı kesin.
Washington'ın savaşı bitirme stratejisi, askeri caydırıcılık ile diplomatik müzakereler arasında sıkışmış durumda. Trump yönetimi, İran'ı müzakere masasına çekmek için yaptırımları sürdürürken, Tahran yönetimi ise önce yaptırımların kaldırılmasını şart koşuyor. ABD'nin Avrupa müttefikleri, savaşın tırmanmasından endişeli. Almanya ve Fransa, Hürmüz'de ateşkes çağrılarını yinelerken, bu çağrılar sahada karşılık bulmuyor.
Savaşın Bitişine Dair Umut ve Gerçekler Arasındaki Uçurum
Kasım ara seçimlerine doğru ilerlerken, Beyaz Saray'ın İran savaşının sona ereceği yönündeki açıklamaları, seçmen nezdinde ekonomik rahatlama vaadi olarak sunuluyor. Ancak Hürmüz'ü aşmak, savaşı bitirmeye yetmiyor; çünkü çatışmanın kökeninde yatan ideolojik, mezhepsel ve jeopolitik dinamikler, tek bir askeri hamleyle çözülecek kadar basit değil. Husilerin Yemen'deki varlığı, İran'ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü asimetrik savaş stratejisinin bir parçası. Bu strateji, ABD'nin konvansiyonel askeri üstünlüğünü etkisiz kılmayı hedefliyor.
Bölgesel aktörler arasında İsrail, Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın nükleer programını ve balistik füze kapasitesini kendi güvenliklerine yönelik birincil tehdit olarak görüyor. Bu ülkeler, ABD'nin İran ile olası bir anlaşmasını endişeyle karşılarken, kendi savunma iş birliklerini derinleştiriyor. Öte yandan, Rusya ve Çin, İran ile enerji ve askeri iş birliklerini sürdürerek ABD'nin yaptırım rejimini deliyor. Bu çok kutuplu ortamda, savaşın bitmesi için sadece Hürmüz'deki askeri dengenin değil, aynı zamanda bölgesel güç paylaşımının ve ekonomik çıkarların yeniden tanımlanması gerekiyor.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, İran savaşının yalnızca görünen yüzü. Savaşın bitmesi; Yemen'deki insani krizin çözülmesi, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerinin giderilmesi, İran'ın ekonomik olarak entegre edilmesi ve küresel enerji piyasalarının istikrara kavuşması gibi birbirine bağlı hedeflere ulaşılmasını gerektiriyor. Trump yönetiminin seçim öncesi umut dağıtan söylemi, sahadaki karmaşık gerçeklerle uyuşmuyor. Bu nedenle, Hürmüz'ü aşmak, ne savaşı bitirmeye ne de bölgesel istikrarı sağlamaya yetiyor.