Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, yaptığı açıklamada, İsrail ile Lübnan arasında imzalanan deniz sınırı anlaşmasının geçersiz olduğunu belirtti. Nasrallah, anlaşmanın Lübnan'ın egemenlik haklarını ihlal ettiğini ve ulusal çıkarlara aykırı olduğunu savundu. Bu açıklama, bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine neden olurken, uluslararası toplumdan da tepkiler gelmeye başladı.
Anlaşma süreci ve tarafların tutumu
Ekim 2022'de varılan anlaşma, ABD arabuluculuğunda gerçekleşmiş ve Kaphar dairesinde bir uzlaşma sağlanmıştı. Ancak Nasrallah, anlaşmanın Lübnan'ın doğal kaynaklar üzerindeki egemenliğini sınırladığını ve İsrail'e avantaj sağladığını iddia etti. Hizbullah lideri, “Bu anlaşma, Lübnan'ın çıkarlarına hizmet etmiyor. Bizim onayımız olmadan yapılan her türlü düzenleme geçersizdir” ifadelerini kullandı.
Bölgesel yansımalar
Nasrallah'ın sözleri, özellikle İran destekli gruplar arasında yankı bulurken, İsrail yönetimi anlaşmanın bağlayıcı olduğunu ve tek taraflı iptal edilemeyeceğini vurguladı. ABD Dışişleri Bakanlığı ise anlaşmanın bölgesel istikrar için önemli olduğunu belirterek, tarafları diyaloğa çağırdı. Bu gelişmeler, Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri ve güvenlik dengeleri açısından kritik bir dönemece işaret ediyor.
Uzman görüşleri
Ortadoğu uzmanları, Nasrallah'ın açıklamasının büyük ölçüde iç siyasi hesaplara dayandığını belirtiyor. Lübnan'daki ekonomik kriz ve siyasi çıkmaz, Hizbullah'ın tabanını motive etme ihtiyacı doğuruyor. Ancak uzmanlar, anlaşmanın tamamen iptalinin mümkün olmadığını, daha çok yeniden müzakere sürecinin başlatılabileceğini ifade ediyor. Bölgede gerginliğin artması halinde, taraflar arasında sınırlı çatışmaların yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.
Hizbullah liderinin bu çıkışı, Lübnan'da hükümetin anlaşmaya bağlılık sinyali verdiği bir dönemde geldi. Başbakan Necib Mikati, daha önce anlaşmanın ülke çıkarlarına uygun olduğunu savunmuştu. Bu durum, Lübnan iç siyasetinde yeni bir krize yol açabilir. Öte yandan, İsrail Başbakanı Yair Lapid, anlaşmanın kendileri için stratejik bir kazanım olduğunu ve uluslararası hukukla güvence altına alındığını söyledi.