1970'li yılların başında Türkiye’nin büyük şehirlerinde, özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir'de, kırsaldan göç eden evsiz kent yoksulları, Hazine arazilerini işgal ederek gecekondular inşa etti. Ancak bu süreçte bir mafya grubu, söz konusu arazileri yoksullara yüksek bedellerle satarak büyük kazanç sağladı. Hükümet ve belediyelerin seçim dönemlerinde çıkardığı imar afları ve geliştirdiği yeni politikalar sayesinde, bu yasa dışı ticaret 1970’lerin ikinci yarısında hız kesmeye başladı.
Gecekondu mafyasının yükselişi
Kentleşmenin hızlandığı 1960’lı ve 70’li yıllarda, Hazineye ait boş araziler, yoksul aileler için tek barınma seçeneğiydi. Ancak bu durumu fırsat bilen organize suç grupları, arazileri ele geçirip ‘gecekondu mafyası’ olarak anılmaya başlandı. Bu gruplar, işgal edilmiş arazilere elkoyarak burada yaşayanlara ‘tapu’ benzeri sahte belgeler düzenleyip yüksek ücretler talep ediyordu. Özellikle seçim dönemlerinde çıkarılan af yasalarından önceki dönemlerde, bu mafyanın faaliyetleri zirve yaptı.
Hükümetin müdahalesi ve af politikaları
1970’lerin ortalarında dönemin hükümeti, gecekondu sorununu çözmek ve yoksulları korumak amacıyla bir dizi önlem aldı. İlk olarak, işgal edilmiş Hazine arazilerinin tespiti ve mafyaya karşı yasal işlem başlatıldı. Aynı dönemde çıkarılan imar afları, gecekonduları yasal hale getirme vaadiyle yoksulları mafyadan koparmayı hedefledi. Belediyeler de sosyal konut projeleri başlatarak düşük gelirli ailelere uygun fiyatlı barınma imkânı sundu. Bu politikalar sayesinde mafya etkisiz hale getirildi.
70’lerin sonu: Mafya çöküşü ve kalıcı çözüm arayışı
1970'lerin ikinci yarısında hükümet ve belediyelerin koordineli çalışmaları sonucunda gecekondu mafyası büyük ölçüde çökertildi. Ancak sorun tamamen ortadan kalkmadı; sonraki yıllarda farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktı. Bu tarihsel süreç, Türkiye’de kent yoksullarının barınma sorununun çözümünde siyasi iradenin ve hukuki düzenlemelerin önemini bir kez daha ortaya koydu.