Haliç kıyısında yürürken hep bir gerdanlığı düşünüyorum. Elmas üzerine yeşil zümrütlerle süslü bir gerdanlık. Haliç’in iki kıyısını bezeyip duruyor. Lakin bir yanda kirli-kara sular, öte yanda harap, yıkılmış mahalleler. Bu iki görüntünün ortasında uzanıp giden parklar, bahçeler. Her yanımız tezat. İstanbul’un kalbinde, tarihi yarımadanın kuzeyinde uzanan Haliç, yüzyıllardır şehrin aynası olmuş. Kimi zaman bir hazine sandığı, kimi zaman bir çöplük. Bugün ise hem doğal güzelliğin hem de kentsel çöküntünün sembolü. Peki, bu tezatlar şehrin siyasi ve sosyal yapısına ne anlatıyor?
Bir Gerdanlık: Yeşil Zümrütler Arasında
Haliç’in iki yakasını süsleyen parklar, bahçeler, yürüyüş yolları… Özellikle son yıllarda yapılan düzenlemelerle Haliç kıyıları İstanbullular için bir nefes alma alanı haline geldi. Fener’den Balat’a, Ayvansaray’dan Eyüpsultan’a kadar uzanan sahil şeridi, yeşil alanlarla donatıldı. Buralarda yürüyenler, koşanlar, bisiklete binenler… Haliç artık sadece bir su yolu değil, aynı zamanda bir yaşam alanı. Ancak bu güzellik, hemen yanı başındaki çarpıklığı gizleyemiyor. Parkların hemen arkasında, çürümeye yüz tutmuş binalar, boş araziler, atıl fabrikalar var. Bu tezat, şehrin planlamasındaki derin yaraları gözler önüne seriyor.
Haliç’in suyu ise hâlâ tam anlamıyla temiz değil. Yıllar süren ıslah çalışmalarına rağmen, zaman zaman kirlilik ve koku sorunu yaşanıyor. Özellikle yağışlı havalarda kanalizasyon taşmaları, suyun rengini koyulaştırıyor. Bu durum, Haliç’in adeta bir bataklık çiçeği gibi olmasına neden oluyor: güzelliği ve çirkinliği aynı anda barındırıyor. Bataklık çiçeği, zorlu koşullarda hayatta kalan nadir bir bitki. Haliç de tıpkı onun gibi, kirli sularında bile yaşam barındırıyor; martılar, balıklar, kaplumbağalar… Ama bu yaşam, sürekli bir tehdit altında.
Harap Mahalleler: Kentsel Dönüşümün Gölgesi
Haliç’in kıyısındaki mahalleler, İstanbul’un en eski yerleşimlerinden. Balat, Fener, Ayvansaray… Bu semtler, tarihi dokularıyla ünlü. Ancak aynı zamanda yoksulluk, göç, çarpık yapılaşma ile mücadele ediyorlar. Son yıllarda yapılan kentsel dönüşüm projeleri, bu mahallelerin çehresini değiştirmeye başladı. Kimi binalar restore edilirken, kimileri yıkılıp yerine lüks konutlar yapılıyor. Bu dönüşüm, bir yandan bölgeyi canlandırırken, diğer yandan yerel halkın yerinden edilmesine yol açıyor. Siyasi iktidar, bu projeleri “şehrin yenilenmesi” olarak sunarken, muhalefet “rant” ve “soylulaştırma” eleştirisi getiriyor. Haliç kıyısındaki tezatlar, aslında Türkiye’nin son yirmi yıldaki kentsel politikalarının bir yansıması.
Haliç’in iki kıyısı arasındaki fark da dikkat çekici. Kuzey kıyısı (Eyüpsultan, Kağıthane) daha çok sanayi ve gecekondu bölgeleriyle anılırken, güney kıyısı (Fatih, Beyoğlu) tarihi ve turistik. Ancak her iki yakada da benzer sorunlar var: altyapı yetersizliği, ulaşım sıkıntısı, yeşil alan eksikliği. Haliç’i bir gerdanlık gibi düşünürsek, bu gerdanlığın ipi kopmuş durumda. Zümrütler (parklar) yer yer parlasa da, ip (kentsel doku) çürümüş.
Siyasi Yansımalar: Haliç’in Geleceği
Haliç, İstanbul’un siyasi simgelerinden biri. Belediye başkanları, seçim dönemlerinde Haliç projelerini sıkça gündeme getiriyor. 2019’da değişen İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetimi, Haliç’e yönelik yeni projeler açıkladı: yürüyüş yolları, bisiklet yolları, yeşil alanlar… Ancak bu projelerin ne kadarı hayata geçti, ne kadarı kağıt üzerinde kaldı? Haliç kıyısında yürürken gördüğümüz manzara, bu sorunun cevabını veriyor: bazı yerlerde çalışmalar sürüyor, bazı yerlerde ise hiçbir değişiklik yok. Siyasi irade, kaynak ve planlama eksikliği, Haliç’in potansiyelini tam olarak kullanmasını engelliyor.
Öte yandan, Haliç çevresindeki yapılaşma baskısı artıyor. Yeni köprüler, tüneller, yollar… Bunlar ulaşımı kolaylaştırırken, Haliç’in siluetini bozuyor. Özellikle Haliç Metro Köprüsü ve T5 tramvay hattı, bölgeye hareketlilik getirdi. Ancak bu projelerin çevresel etkileri tartışılıyor. Kimi uzmanlar, Haliç’in ekosisteminin zarar gördüğünü belirtiyor. Kimi siyasetçiler ise bu projelerin şehrin geleceği için şart olduğunu savunuyor. Haliç, bir kez daha siyasi çekişmelerin merkezinde.
Haliç’in bataklık çiçeği olması, aslında bir direniş hikayesi. Her şeye rağmen yeşeren, hayatta kalan bir güzellik. Ancak bu güzellik, ilgi ve koruma olmadan solmaya mahkum. İstanbul’un bu kadim su yolu, hak ettiği değeri görmeli. Parkları, bahçeleri, tarihi dokusuyla bir bütün olarak ele alınmalı. Kirlilik, çarpık yapılaşma, sosyal adaletsizlik… Bunlar sadece Haliç’in değil, tüm şehrin sorunları. Haliç’i kurtarmak, aslında İstanbul’u kurtarmak demek. Bataklık çiçeği, eğer doğru bakılırsa, bir gün elmas gerdanlığa dönüşebilir. Yeter ki onu besleyen sular temiz olsun, onu saran toprak sağlam olsun.