Dîvânu Lugâti't-Türk'te ölmüş bir kimse için söylenen "Ol kertü yerde ol" ifadesi, "kertü" kelimesinin yalnızca olgusal bir doğruluk değil, ahlaki ve metafizik bir hakikat anlayışını da barındırdığını gösteriyor. Bu kadim kullanım, yalanın bulunmadığı, yalnızca hakikatin hüküm sürdüğü bir dil ve varoluş düzlemine işaret ediyor. Peki, bu tespit siyaset felsefesi açısından ne anlama geliyor? Hakikatin sûrî temsili ile gerçeklik arasındaki ilişki, bugünün siyasi söyleminde nasıl tezahür ediyor?
Kertü: Olgudan Öte Bir Hakikat
Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda kaleme aldığı Dîvânu Lugâti't-Türk, yalnızca bir sözlük değil, aynı zamanda Türk toplumunun dünya görüşünü, ahlak anlayışını ve metafizik kavrayışını yansıtan bir hazinedir. "Kertü" kelimesi, bu eserde "gerçek, hakiki, doğru" anlamlarına gelir. Ancak dikkat çeken nokta, bu kelimenin ölüm bağlamında kullanılmasıdır. "Ol kertü yerde ol" — yani "O, hakikat yurdundadır." Bu ifade, ölümün ardından gidilen yeri tanımlarken "kertü"yü kullanır. Burada kastedilen, yalanın, aldatmacanın, sahteliğin olmadığı bir mekândır. Dolayısıyla kertü, sadece epistemolojik bir doğruluk değil, aynı zamanda ontolojik ve ahlaki bir saflığı ifade eder.
Bu kavrayış, hakikatin yalnızca "doğru bilgi" ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda bir varoluş tarzı olduğunu gösterir. Türk düşünce geleneğinde hakikat, insanın hem iç dünyasında hem de toplumsal ilişkilerinde tesis etmesi gereken bir denge halidir. Siyaset ise bu denge halinin en çok zorlandığı alandır.
Siyasette Hakikatin Sûreti ve Gerçeklik
Günümüz siyasetinde hakikat çoğu zaman bir "sûret" olarak sunulur: kamuoyuna yansıtılan görüntü, gerçekliğin yerini alır. Jean Baudrillard'ın "simülakr" kavramıyla açıkladığı bu durum, aslında kertü'nün karşıtıdır. Siyasi aktörler, hakikati temsil ettiklerini iddia ederken, çoğu zaman onun yalnızca bir kopyasını üretirler. Bu kopya, kitle iletişim araçları aracılığıyla dolaşıma girer ve gerçeklik etkisi yaratır. Ancak bu etki, ahlaki ve metafizik anlamda bir hakikat değildir; çünkü kertü, yalanın bulunmadığı bir düzlemdir.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan siyasi gelenekte, "hakikat" kavramı sık sık meşruiyet aracı olarak kullanılmıştır. Padişahın "zıllullah" (Allah'ın gölgesi) olması, onun yeryüzünde adaleti ve hakikati tesis etme iddiasıyla ilişkilidir. Ancak bu iddia, her zaman gerçeklikle örtüşmemiştir. Bugün de siyasi söylemde "milletin iradesi", "milli irade" gibi kavramlar, hakikatin sûrî temsiline dönüşebilmektedir. Bu noktada kertü'nün hatırlattığı şey, hakikatin yalnızca söylemde değil, eylemde ve sonuçta tezahür etmesi gerektiğidir.
Metafizik Hakikat ve Siyasal Sorumluluk
Dîvânu Lugâti't-Türk'teki "kertü yer" ifadesi, aynı zamanda bir sorumluluk alanına işaret eder. Ölüm sonrası hakikat yurdu, dünyevi yalanların sona erdiği yerdir. Bu, siyaset için güçlü bir metafor olabilir: siyasi aktörler, eylemlerini "kertü yer"in standartlarına göre mi yoksa günübirlik çıkarlara göre mi şekillendiriyor? Eğer siyaset, yalnızca iktidarı elde tutma sanatı olarak görülürse, hakikat sûretten ibaret kalır. Ancak siyaset, ahlaki bir sorumluluk olarak kavranırsa, o zaman kertü'nün izinden gitmek mümkün olur.
Bu bağlamda, Türk düşüncesindeki "kut" kavramı da hatırlanmalıdır. Kut, hükümdara Tanrı tarafından verilen siyasi ve ahlaki yetkidir; ancak bu yetki, ancak adalet ve hakikatle sürdürülebilir. Kut'un kaybedilmesi, yalan ve zulmün iktidara gelmesiyle ilişkilidir. Dolayısıyla kertü, kut'un temelidir denilebilir.
Bugünün Siyasetinde Kertü'yü Aramak
Günümüzde siyaset, büyük ölçüde algı yönetimi üzerinden yürütülüyor. Sosyal medya, geleneksel medya ve çeşitli iletişim kanalları, hakikatin sûrî temsillerini üretiyor. Bu ortamda kertü'yü bulmak, yani yalanın bulunmadığı bir dil ve eylem alanı inşa etmek, her zamankinden daha zor. Ancak Dîvânu Lugâti't-Türk'ün hatırlattığı gibi, hakikat yalnızca bir kelime değil, bir varoluş biçimidir. Siyasetin görevi, bu varoluş biçimini toplumsal düzlemde tesis etmektir.
Sonuç olarak, hakikatin sûrî temsili ile gerçeklik arasındaki uçurum, yalnızca felsefi bir sorun değil, aynı zamanda siyasi bir krizdir. Kertü kelimesinin bize miras bıraktığı anlam dünyası, bu krize karşı bir panzehir sunar: Yalanın olmadığı, yalnızca hakikatin olduğu bir dil ve siyaset tahayyülü. Bu tahayyül, belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeydir.