Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) tarafından hazırlanan 2025-2026 dava izleme raporu, hakaret suçlamalarının gazeteciler üzerinde sistematik bir baskı aracına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Ocak 2025 ile Mayıs 2026 tarihleri arasında izlenen 120 duruşmada sanıkların yüzde 61,7'sini gazeteciler oluştururken, dosyaların büyük bölümünün kamu görevlilerine veya siyasetçilere yönelik eleştirel haberlerden kaynaklandığı belirtildi.
Raporun temel bulguları
MLSA’nın saha araştırması kapsamında 18 farklı ildeki mahkemelerde takip edilen davalarda, toplam 74 gazetecinin yargılandığı tespit edildi. Suçlamaların yüzde 85'i Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi kapsamında “kamu görevlisine hakaret” olarak nitelendirilirken, geri kalan kısım özel kişilere hakaret veya Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasından oluşuyor. Raporda, davaların yalnızca yüzde 12'sinde beraat kararı çıkarken, yüzde 38'inin ertelenmiş, yüzde 50'sinin ise para cezası veya hapis cezasıyla sonuçlandığı belirtildi.
Ceza miktarları incelendiğinde, gazetecilere verilen hapis cezalarının ortalama 11 ay olduğu, para cezalarının ise asgari ücretin iki katına kadar ulaştığı görüldü. MLSA raporu, özellikle sosyal medya paylaşımları ve köşe yazıları nedeniyle açılan davaların arttığına dikkat çekiyor. Dava süreçlerinin ortalama 14 ay sürdüğü, bu süre boyunca gazetecilerin haber yapma kapasitesinin olumsuz etkilendiği ifade ediliyor.
Basın özgürlüğüne etkileri
Rapor, hakaret davalarının gazeteciler üzerinde yarattığı soğutma etkisine vurgu yapıyor. Birçok gazeteci, dava açılma korkusuyla kamu yararını ilgilendiren konularda haber yapmaktan kaçındığını belirtiyor. İzlenen davaların yüzde 40'ı yerel gazetecilere açılırken, bu durumun özellikle küçük ölçekli medya kuruluşlarını ekonomik olarak zorladığı kaydediliyor. MLSA, raporunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) benzer davalardaki içtihatlarına atıfta bulunarak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması için “açık ve yakın bir tehlike” bulunması gerektiğini hatırlatıyor.
Türkiye'de gazetecilere yönelik hakaret davalarının sayısı, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) gibi kuruluşların raporlarında da eleştiri konusu oluyor. Özellikle son üç yılda benzer davalarda artış eğilimi gözlemlenirken, MLSA’nın verileri bu eğilimin devam ettiğini gösteriyor. Raporun yayınlanmasının ardından, pek çok sivil toplum kuruluşu ve baro, yasal düzenlemelerin ifade özgürlüğü lehine revize edilmesi çağrısında bulundu.
Bağımsız değerlendirme
Hakaret davalarının gazetecilik mesleği üzerinde yarattığı baskı, Türkiye’de basın özgürlüğü tartışmalarının odağında yer almaya devam ediyor. MLSA raporu, bu davaların sadece bireysel gazetecileri değil, aynı zamanda demokratik denetim mekanizmasının işleyişini de tehdit ettiğini gösteriyor. Kamuoyunu bilgilendirme işlevini yerine getiren gazetecilerin, eleştirel haberleri nedeniyle yargılanması, ifade özgürlüğünün korunması açısından endişe verici bir tablo çiziyor. Bu noktada, yargı mercilerinin AİHM içtihatlarına uygun kararlar vermesi ve yasal düzenlemelerin netleştirilmesi, basın özgürlüğünün geleceği için kritik önem taşıyor.